Eğitim seviyesinin artmasıyla, toplumların kalkınma oranı arasında önemli bir bağ vardır. Bireyin yaşadığı topluma, aldığı eğitim doğrultusunda katkıda bulunduğunu düşünecek olursak, toplumsal gelişmeye eğitim ve öğretimin direk etkili olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim faaliyetlerinin kalitesi ise bireyin yaşadığı toplumun ekonomik, sosyal, politik ve kültürel gelişimini arttırır. Bu doğrultuda genç nüfusun oldukça fazla olduğu ülkemizde toplum refahını arttırmanın en kolay yolu eğitim politikalarında istikrarın ve kalitenin benimsenmesidir. Türkiye'de nüfusun eğitim durumu, ekonomik ve toplumsal göstergeleri ile AB ülkelerinin verileri karşılaştırıldığında oldukça geride olduğumuz aşikârdır. Türkiye'nin gerekli önlemleri alarak özellikle genç nüfusun eğitim düzeyini yükseltmesi, AB üyelik sürecinin de kısalması açısından önem arz etmektedir. Bologna süreciyle birlikte Avrupa'da yükseköğretimle ilgili küreselleşme, mobilite, hesap verebilirlik ve eğitimde nitelik, güncel müfredat, öğretim üyesi ihtiyacı ve nitelikli öğretim üyesi yetiştirme, mezuniyet sonrası istihdam gibi konular önem kazanmıştır. Üniversiteler bilginin üretildiği, yorumlandığı, zenginleştirildiği, eleştirildiği ve aktarıldığı kurumlardır. Bilgi üretme ve aktarma, yenilikçi ve eleştirel bakış açısını yayma ve nitelikli insan gücü yetiştirme gibi özellikleri ile yükseköğretim kurumları, toplumun geleceğini değiştiren kurumlardır. Ülkemizde artan öğrenci sayısından dolayı yükseköğretime ayrılan kaynaklar yetersiz kalmakta ve bu durum, yükseköğretimin ücretli hale getirilmesi, vakıf üniversitelerin açılması ve üniversitelerin yeni kaynaklar oluşturmasına yol açmıştır. Böylelikle yükseköğretimde rekabetle birlikte canlılık getirilmek istenmiştir. Türkiye'de 95 devlet 51 de vakıf üniversitesiyle toplam 146 üniversite vardır. Vakıf üniversiteleri bir taraftan bilimsel araştırma programlarını ve projelerini uygulamaya çalışırken diğer taraftan da maddi olarak ayakta kalma savaşı veriyor. Bu noktada rotasını iş dünyasına çeviren üniversiteler, iş dünyasıyla daha yakın ilişkiler kurarak gelir sağlayıcı faaliyetlere yönelmek istemiş ancak aradığı desteği bulmakta zorlanmış, kaynak sorunları tam anlamıyla çözülememiştir. Vakıf üniversitelerine devlet tarafından yapılan yardım maalesef oldukça kısıtlı kalmaktadır. Devletin vakıf üniversitelere daha fazla destek olması, pay ayırması, şehir merkezinde kampus üniversiteleri kurulabilmesi için olanak sunması gerekmektedir. Bu destek devlete bir yük olarak değerlendirilmemelidir, aksine Vakıf üniversiteleri devletin yükünü hafifletmek amacıyla kurulmuşlardır. Sonuç olarak, devletin toplumun bütün kesimlerini ve geleceğini doğrudan ilgilendiren yükseköğretim ve vakıf üniversitelerinin ciddi bir şekilde ele alması ve sorunların çözümüne