Dokuz yaşında ilk şiirini yazan ‹İstanbul aşığı şair-yazar Sunay Akın çocuklar ve gençler tarafından çok seviliyor. Akın, “Gençler için okumuyor diyorlar. Onların gittiği karanlık bir yol varsa, onu biz yarattık” diyor.
1962 Trabzon doğumlu olan Sunay Akın ilk şiirini 9 yaşındayken meteoroloji müdürlüğünde çalışan bir memurun kızına ithafen oturdukları evin odunluk kapısının iç kısmına yazar ve kız balkona geldiğinde yalandan odunluğun kapısını açar. Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Yıllar sonra “bir şair olduğunda artık”, çocukluğunun geçtiği Trabzon'a gider ve öğrenir ki sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte o ilk şiirini yazdığı kapı da sökülüp yakılmıştır. Yani ilk şiiri “hava muhalefeti” nedeniyle kayıptır. 'Makiler' adlı bu eserinin arkasından 'Antik Acılar', 'Kaza Süsü' ve '62 Tavşanı' adlı şiir kitaplarını sıralar. Sunay, düzyazıda da ancak bir şairin yazabileceği konulara el atar. “İstanbul’un Nazım Planı”, “Kız Kulesi'ndeki Kızılderili”, “Ay Çöreği ve Deniz Yıldızı”, “Önce Çocuklar ve Kadınlar”, “İstanbul’da Bir Zürafa”, “Onlar Hep Oradaydı”, “Kırdığımız Oyuncaklar” ve “Kule Canbazı” isimli kitapları yazan Akın birçok radyo ve televizyon programını da hazırlayıp sundu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde dersler veren; geçmişten bugüne köprüler kuran tek kişilik oyunuyla yurt içi ve yurt dışında sayısız gösteri yapan Akın, ‹İstanbul Göztepe'de kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi ile de müzeciliğe adım attı.
Sunay Akın kendisini nasıl tanımlar?
Ben 7 yaşında kendimi tanımladım. Okumayı yazmayı öğrendiğim o günden beri Sunay Akın kimdir sorusunun cevabı okur-yazardır. Çünkü hayatım okumakla ve yazmakla geçiyor. Sorularımla, oyunlarımla, yaptıklarımla insanların algısındaki ortalama çocuktan çok farklıydım ve bu nedenle hep kalabalıklar içinde yalnız hissettim kendimi.
Koşuyolu Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Coğrafya Fakültesi mezunusunuz. Fizik, coğrafya okumuş biri olarak ardından yazarlığa, şairliğe, oyuncaklara yönelmişsiniz. Sizi buna yönelten sebepler neler oldu?
Ben ilkokul 1’de okuma ve yazmayı öğrendim, 1. sınıftaki pek çok arkadaşım meslek sahibi oldu, ben hala okur-yazarım. Türkçe’yi, okumayı, yazmayı çok seviyorum. Bunda coğrafya sevgimin de çok etkili olduğunu düşünüyorum. Özellikle fiziki haritalar hep ilgimi çekti, ırmak nasıl ırmak olur, yanardağlar nedir, deprem nedir? Bunları hep çok merak ettim. Hala da merak ediyorum, fakat bu derece isteyerek okumama rağmen, bu konuda araştırma yapabileceğim ortama sahip olmadı m. Bunun yanında edebiyat ve sanat çok da ayrı şeyler değil, ilgisi olan herkesin üzerinde çalışabileceği alanlar olduğundan kendimi gösterebilmem zor olmadı.
Sizin İstanbul hayranı olduğunuzu biliyoruz. Bu hayranlık nerden geliyor? ‹İstanbul’un en çok nerelerini seviyorsunuz?
İstanbul benim gördüğüm kadarıyla, gezdiğim ülkeler kentler arasında en güzel kent. İstanbul’da en sevdiğim yerler, Salacak kıyısı; tabii Kız Kulesi ama Kız Kulesi'ne lokanta yapıldıktan sonra hiç gitmiyorum, Harem'de Çiçekçi bölgesi... Harem'deki set üstündeki sokaklar, binalar, iki apartman arasından İstanbul bir gözükür bir gözükmez, bir gözükür bir gözükmez; köşe kapmaca oynar sanki İstanbul senle. Örneğin Kasımpaşa'daki Cezayirli Hasan Paşa Kışlası'nın kapısının yanında bir betonun üstünde yuvarlak bir demir halka vardır; o Cezayirli Hasan Paşa’nın aslanını bağladığı halkadır. Hala durur. Ben hep gider onu görürüm. Bu edebiyatçı kimliğinizin dışında bir de televizyoncu kimliğiniz var.
Yaşamdan Dakikalar ve Mahya Işıkları sizin için nasıl başladı ve ayrı ayrı ne ifade ediyorlar?
Ben ilk televizyon programımı 1995'te yaptım, çok seviyorum televizyon ve radyoyu, çünkü bunlar kitle iletişim araçları ve eğer ki topluma ışık tutmak istiyorsanız bunları kullanmalısınız. Canlı yayınları özellikle çok seviyorum keza TV8' de “Hayat Deyince”yi, TRT 'de “İzler” adlı programı sundum. Bunlar insanlara ışık taşıma amacı güttü hep. Televizyonu seviyorum ama radyoyu daha çok seviyorum çünkü radyo dinleyicisi televizyon izleyicisinden her zaman için daha sadık. Sahne gösterilerinizden bahsedebilir misiniz? Ben güldürürken düşündürüyorum, aynı zamanda hüzünlendiriyorum ve ağlatıyorum. En çok hoşuma giden de, anlattıklarımın anonim olarak bana geri dönmesi.
Üniversitelere gidiyor, gençlerle iç içe oluyorsunuz. Gençler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben gençlere laf söyletmem, onlar pırıl pırıl. Gençlerin gittiği karanlık bir yol varsa onu biz yarattık. Bunun sorumlusu 40 yaş ve üstüdür. Biz sunduk bu rezilliği önlerine, bu bizim hatamız. Onların ne kabahati olabilir ki? Hem berbat bir dünya kur hem de gençleri beğenme, kötüle. Gençlere söylenen kötü sözlere tahammülüm yok. Evet onların büyük sorunları var. Biz onlara popüler kültürü sunduk, yok ediyor ve yeteneklerini köreltiyoruz. Bunu yapan biziz. Okumuyor diyorlar; hayır kabul etmiyorum; okuyorlar… Evet kitap okumayan bir toplumuz, bu doğru ama biz ışık sunuyor muyuz topluma? Marmara Üniversitesi'nde ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde dersler veriyordunuz. Devam edebiliyor musunuz? Çok istedim ama edemedim; zamanım hiç kalmıyor. 2004 yılında bırakmak zorunda kaldım, istemediğim halde. Müze benim bütün zamanlarımı dolduruyor.