Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Eğitimin sorunları, ‘Dershanelere akışı durduracağız!’ demekle çözülmez!”

Özel Dershaneler Birliği Derneği – ÖZ-DE-BİR’in 9 Kasım’da Ankara Başkent Öğretmenevi’nde toplanan 15. Olağan Genel Kurulu’nda Faruk Köprülü Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine yeniden seçildi. Genel Kurulu açış konuşmasında Köprülü, özel dershanelere olumsuz yaklaşımların ve karşı çıkışların devam ettiğini, ‘Dershanelere olan akışı ortadan kaldıracağız!’ denilerek yeni sınav sistemleri yapılandırılmaya çalışıldığını belirterek, “Gerek ortaöğretime, gerek yüksek öğretime yerleştirmede izlenen yöntemler, uygulanan sınav sistemleri sıklıkla değiştirilmesine rağmen, ne üniversite önünde yığılmalar önlenebilmekte, ne de eğitimin kalitesi artmaktadır.” diye konuştu. Özellikle sınav dönemlerinde, eğitim sorunları konuşulurken ya da Bakan değişimlerinde dershaneleri gündeme getirmenin adet haline geldiğini vurgulayan ÖZ-DE-BİR Başkanı Köprülü, “Bizi günah keçisi yapmayın demekten dilimizde tüy bitti.” diyerek şöyle sürdürdü: 

”Eğitimin vatandaşlarına nitelikli bir ortaöğretim ve yüksek öğretim kurumunda okuyabilme, buralarda başarılı olabilme, mezuniyet sonrasında yaşamını devam ettirecek olanaklara kavuşabilme sorunu ne yazık ki sınav sistemleriyle oynamakla çözülememektedir. 1999’daki ÖSS ve iki yıldır uygulanan SBS örneklerinde olduğu gibi, ‘Dershanelere olan akışı ortadan kaldıracağız’ denilerek yeni sistemler yapılandırılmaya çalışmakla eğitimin sorunları çözülemez. Bugün özel dershaneler hakkında olumsuz, olumsuz olduğu kadar haksız söylemler bazı ağızlardan hala düşmese de görece olarak azalmış, savunduğumuz düşüncelerimiz farklı çevrelerce dile getirilir olmuş, sorunun artık sınavlarda ve dershanelerde olmadığı da yavaş yavaş anlaşılmaya başlanmıştır.”

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk eğitim sisteminin UNESCO tarafından “dünyaya örnek model” olarak gösterildiğini anımsatan ÖZ-DE-BİR Başkanı Faruk Köprülü, Mustafa Kemal’in o yıllarda işaret ettiği “muasır medeniyetler seviyesine çıkma” hedefi doğrultusunda eğitim sisteminin şimdiki planlayıcılarına önemli görevler düştüğünü belirterek, “Eğitim bir bütündür. Bu bütünün içinde ilk ve ortaöğretimden yüksek öğretime yönlendirme; düşünmeyi, araştırmayı, öğrenmeyi sağlayarak eğitme ve sağlıklı bir toplumsal yaşam için gerçekten çok önemlidir. Bugün gelişmiş ülkelerin yakaladıkları düzeyin üzerine çıkmayı hedefleyen gelişmekte olan bir ülke olarak gelişmişlerin mevcut birikiminin üstünde bir hedefe kilitlenmemiz gerekir. Buna uygun bir bilim-teknik politikası ve vizyonu ile üstünlüklerimizi, yetersizliklerimizi, fırsatlarımızı bilerek, buna uygun insan gücümüzü yetiştirmemiz gerekiyor.” dedi. Faruk Köprülü, sözlerini J. J. Rousseau’nun “Emir ve itaat çocuğun lügatinde yoktur. Daha da önemlisi, yaratanın elinden çıkan herşey iyidir ve herşey insanların elinde bozulur. Çocuk ne doktor, ne asker, ne de din adamı olmalıdır. O her şeyden önce insan olmalıdır.” sözleriyle tamamladı.

İbrahim Arıkan: “1934’ten 2006’ya bir arpa boyu...”


DE-BİR Kurucu Başkanı ve Danışma Kurulu Başkanı İbrahim Arıkan da, 1934 yılında UNESCO tarafından tüm dünyaya örnek gösterilen Türk eğitim sisteminin geldiği son noktaya dair değerlendirmelerini Dünya Bankası’nın 2001 tarihli raporu ve 2006 tarihli PISA raporundan alıntılarla aktardı. Dünya Bankası’nın matematiksel düşünme, doğa bilimleri, fen bilimleri ve ana dili kullanma konularında öğrencilerin bilgi ve beceri düzeylerini ölçmeye yönelik 35 ülkeyi kapsayan araştırma sonuçlarının Türkiye açısından son derece çarpıcı olduğuna işaret eden Arıkan, “Bu araştırmada 35 ülke içerisinde en iyi derecemiz ‘ana dili kullanma’ konusunda elde edilen 28’inciliğimiz oldu. Matematiksel düşünmedeki yerimiz ise 35 ülke arasında 33’üncülüktür. 2006 yılında yapılan ve 57 ülkeyi kapsayan PISA araştırması raporu da söz konusu kategorilerde çok gerilerde kaldığımızın diğer bir kanıtı oldu. Orada da 57 ülke arasındaki en iyi derecemiz 46’ncılık olabildi.” diye konuştu. Üniversite giriş sınavında her yıl ortalama 2000 civarında “lise birincisi”nin hiçbir yüksek öğrenim programını kazanamadığının altını çizen Arıkan, “Geçen sene bu sayı 1800 idi, 240 tanesi de Açık Öğretim fakültesine girdi. Okul birincisi, çalışkan, bilgili çocuk niye üniversite sınavını kazanamıyor?” diye sordu ve şöyle sürdürdü: ”Çünkü okulda yorum yapmasını, analiz- sentez yapmasını öğretmiyorlar. İşte özel dershanelerin önemi burada kendini gösteriyor. Bir yıl önce hiçbir yeri kazanmayan gençlerin % 50’den fazlası dershanede analizi, sentezi, yorum yapmayı öğrendikleri için bir yıl sonra sınavı kazanıyor. Özel dershanelerin Türkiye’deki öneminin bu noktada ele alınması, değerlendirilmesi gerekir.”ÖZ- 

Projeci eğitim ne getirdi?’

Milli Eğitim Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcılarından Necdet Özkaya ise, geçmişte “ezberci” öğrenci yetiştirmekle eleştirilen eğitim sisteminin yerini alan “projeci” eğitim uygulamasından umulan faydanın sağlanamadığını belirterek şunları söyledi: 

”Şimdiye kadar bize, ‘Canım siz çocukları ezberci yetiştiriyorsunuz. Bilgi bazlı öğrenciler yetiştiriyorsunuz. Yok kurbağanın ayağından Kızılırmak’ın boyuna kadar herşeyi öğretiyorsunuz, bunların ne gereği var?’ diyorlardı. Cumhurbaşkanları dahi bunu söyledi, tabii arkasından vatandaş da aynı şeyleri söylemeye başladı. Şimdi kurbağanın bacağından vazgeçtik, Kızılırmak’ın boyunu da öğretmiyoruz. Ama ‘projeci eğitim’ adı altında projeleri anneler babalar yapıyor, çocuklar da oyun oynuyor. Peki bu işin ortası yok mu, hep biz böyle uçlarda mı dolaşırız? Projeci eğitim elbette iyi bir şey; araştırmacı, sorgulayıcı eğitim şüphesiz ki ilke olarak doğru bir şey. Ama uygulama o kadar farklı ki, veliler açıkça, ‘Bizim çocuklar okulda bir şey öğrenmiyor!’ diyorlar. Öğretmenler de bu inancı paylaşmaya başlamış durumdadır. Türkiye’nin bir zamanlar en iyi okulları arasında yer alan Anadolu liselerinin halini görüyorsunuz. O kadar yaygınlaştırıldılar ki, sonunda gözde okul olmaktan çıktılar. Torunum şu anda bir Anadolu lisesine gidiyor, sekiz saatin dört saati boş geçiyor. Ya öğretmen yok, ya da öğretmen var ama derse girmiyor. Neden yapıyoruz biz bunları? Zaman zaman şüpheleniyorum: Acaba bu milletin eğitimini idare edenler, acaba bu eğitimin kalitesini yükseltmek yerine düşürmek için mi gayret sarf ediyorlar? Torunum aynı zamanda bir dershaneye de devam ediyor. Kendisine şunu söylüyorum: ‘Bak kızım, dershane eğitimine çok önem ver, okuldaki açığı hiç olmazsa burada kapat!’ Zaman zaman bazı sığ görüşlüler, ‘Bu dershaneler nereden çıktı? Ne yapıyor bunlar? Yarış atı hazırlıyorlar!’ gibi görüşler öne sürerler. Ben dershanelerde yarış atı hazırlandığı kanaatinde değilim, ama şu dershane işini bugünkü tarzından biraz başka tarza götürmek için müzakere yapmak, bir beyin fırtınası yapmak da gerekiyor. Dershane bir eğitim-öğretim kurumudur, böyle bakılmalı ve devam ettirilmelidir. Ama şeklini şemailini de biraz değiştirmek gerekiyor.”

Dershanelerin büyük faydası: 50 bini aşkın öğretmene istihdam...”

Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük ise dershanecilik sektörünün son yıllarda özellikle SBS sınavlarının sistemde yer edinmesiyle çok hızlı bir büyüme yakalayarak sayısal anlamda zirve noktasına geldiğini, ancak dershane sayısında bu yıl yaşanmaya başlayan gerilemenin gelecek günlerde de süreceğini söyledi. Dershane sayısındaki azalışı yaşanan ekonomik ve mali krize bağlayanlara katılmadığını belirten Mehmet Küçük, “Yeni eğitim sistemimiz, yeni müfredatımız ve müfredata göre hazırlanan sorular artık dershaneciliği birinci derecede gerekli olmaktan çıkarıyor; daha çok kitap okuyan, yorum yapabilen, sentez yapabilen öğrencilerin sınavlarda daha başarılı olabileceği bir yapı getiriyor. Son iki yılda SBS’de çıkan sorulara baktığımızda da resimlerle, şekillerle, şemalarla, karikatürlerle sorulan soruların geniş yer tuttuğunu görüyoruz. İşte bu sorular da dershaneciliğin gerekliliğini yavaş yavaş azaltmaktadır.” diye konuştu. Şu anda Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne bağlı 13 bin 800 eğitim kurumu arasında en büyük yeri, yurt geneline dağılmış 4200 adet dershanenin oluşturduğunu kaydeden Küçük, “Tabii yararları, zararları tartışılır ama şu anda Türkiye’de işsizliğin çok konuşulduğu bir dönemde 50 binden fazla üniversite mezunu insanımız dershanelerde iş almış durumda. Bu açıdan dershaneleri çok önemsiyor, sistem içerisinde çok önemli bir yere sahip olduklarını düşünüyorum.” dedi. 

”Dershaneleri kapatalım, eğitim sistemimiz çöker!”

Kendisi de bir dershaneci ve aynı zamanda fizik öğretmeni olan CHP Yalova milletvekili Muharrem İnce ise, devletin dershanelere yönelik olumsuz bakış açısına bir türlü anlam veremediğini belirterek, dershaneleri “terbiye etme” çabasından vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Dershanelerde devletin okullarından “on kat daha iyi” eğitim yapıldığını savunan İnce, “Türkiye’de devlet avukatları, eczacıları, doktorları terbiye etmiyor, ama dershanecilere geldi mi iş değişiyor! Dershaneler sanki öcü, buralarda hiçbir şey öğretilmiyor, alavere dalavereyle şapkadan tavşan çıkartılıyor! ‘Birkaç uyanık bir araya gelmiş, iki tahta bir tebeşir koymuşlar, bunlar fizik, matematik bilmez!’ Dershanelere böyle bakıyor devlet. Kimse kusura bakmasın ama, dershaneleri bugün kapatalım, bizim eğitim sistemimiz çöker.” diye konuştu. İnce şöyle sürdürdü: 

”Anlayamıyorum; kahvehanelerden, internet kafelerden daha tehlikeli sanki dershaneler! Dershanecilerin büyük çoğunluğu öğretmen ya, bence devleti yönetenler bu öğretmenleri çekemiyor, kıskanıyor! Samimi söylüyorum. ‘Gelsinler, devlette 1200 TL’ye çalışsınlar!’ demeye getiriyorlar sanki. Böyle bir mantık olabilir mi? Devlet özel sektörü terbiye etmeye kalkmak yerine kendini yetiştirsin, geliştirsin. Bir ülkenin getireceği sınav sistemi, dershaneciliğin önünü kapar ya da açar diye sınav yapılır mı? Açar ya da kapatır, devlet ona bakmaz; doğru neyse ona bakar. Dershaneciliğe, “Buralarda 50-60 bin öğretmen çalışıyor. Kapatırsak olmaz!” şeklinde bir bakış olabilir mi? Eğer gerçekten yararlı olduklarını düşünmüyorsanız kapatırsınız! İsterse orada 1.5 milyon kişi çalışsın! Devletin böyle bir bakış açısı olamaz. Bunlar kanunla kurulmuş, devletin denetimi ve gözetimi altında olan kurumlar. Burada eğitim yapılıyor. Ve iddia ediyorum, devletin okullarından on kat daha iyi eğitim yapılıyor.”

Aynı yanlış bakış açısının yeni üniversiteler kurulması konusunda da gözlendiğini kaydeden Yalova milletvekili Muharrem İnce, “Meclis’te henkes kendi iline üniversite kurulması için uğraşıyor. ‘Kentimin ekonomisi gelişsin!’ diye üniversite istenir mi? Üniversite öğrencileri yolunacak kaz mı? Kastamonulu çocuk, Eskişehirli çocuk şehrimize gelecek, biz de bunları kazıklayacağız; yurt satacağız, gömlek satacağız, minibüse binecek, para harcayacak! Yolunacak kazlarımız gelecek, bizim de kentimiz kalkınacak, öyle mi?!.. Böyle bir mantıkla üniversite kurulur mu? Bir kentin, bir yörenin o tür bir üniversiteye ihtiyacı varsa, ülkenin buna ihtiyacı varsa üniversite kurulur. Yoksa kentin geleceği üniversitenin kurulmasına bağlanabilir mi?” diye konuştu. 



Yorumlar
Yorum Ekle