Eyüboğlu Eğitim Kurumları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Koordinatörü Didem Tangil, çocukların sağlıklı beslenebilmesi için ailelere önerilerde bulunuyor. Didem Tangil, beslenmenin her canlının gelişiminde doğal bir ihtiyaç olduğunu, ancak yemeğin aynı zamanda duygularla da yoğun biçimde ilintili olduğunun unutulmaması gerektiğini vurguluyor.
Annelerin, bebeğin yeterince yiyip yemediğine dair kaygıları, çoğunlukla “iyi anne” olabilmekle doğrudan ilişkilidir. Annelik ile beslenme fonksiyonu arasında, toplumsal bakış açısının da desteklediği gizli bir anlam ilişkisi vardır. “İyi anne” bebeğini “iyi besleyen anne” olarak görülür. Annelerin bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu yaklaşımı benimsemeleri, çocuğun diğer gereksinimlerinin göz ardı edilmesi tehlikesini yaratır. Anne kaygısıyla fazlasıyla meşgulken bebeğin başka gereksinimlerini de acıkma olarak yorumlama eğiliminde olabilir.
Çocukların iki yaşlarından sonra, büyüme hızları yavaşladığı için, eskiye nazaran daha az yemek yerler. Buna bağlı olarak, kilo almalarında eski hız kaybolur. Bu doğal olan durum, anne-babayı telaşlandırabilir. Bu aşamada anneler panikler ve çocuklarını zorla beslemeye çalışırlar. Çocuk da doğal olarak bunu reddeder. Çünkü çocuk ihtiyacı olduğu kadarını yer. Fazlasını yemez. Burada karşımıza hatalı beslenme davranışları ve tutumları ortaya çıkar.
Neden Yeme Problemleri Ortaya Çıkar?
Anne- Babanın çocuğun üstüne aşırı düşmeleri
Yemek yeme kurallarında katılık
Çocuğu yemek yeme konusunda tehdit etmek
Çocuğu sevmediği yiyecekler için zorlamak
Yemek yemediği ya da az yediği zamanlar çocuğu duygusal ve fiziksel olarak cezalandırmak
Ne Yapmak Gerekir?
Model olunmalı, kesin kararlı ancak yumuşak bir disiplin sergilenmelidir.
Yemek zamanı neşeli geçmeli ve konuşmalar tüm aile bireylerini ilgilendiren konulardan seçilmelidir.
Yemeğin hazırlanma şekli ve sunumu özendirici olmalı, sandalyenin yüksekliği, masaya uzaklığı gibi fiziksel koşullara da dikkat edilmelidir.
Kendi kendine beslenme, çocukların kendilerine olan güveninin artmasını sağlar, sorumluluk almasında olumlu etkisi olur. Dolayısıyla etrafına dökse de kendi kendine yemesine fırsat tanınmalıdır.
Çocuğa senin için hazırladığım bu yemeğin tadına bakarsan çok mutlu olurum denmeli, “Hadi benim için ye” asla denmemelidir.
BİTMEYEN YEMEK SAATİ
Beslenme her canlının gelişimi için gerekli olan doğal bir ihtiyaçtır, ancak unutulmaması gereken, yemeğin aynı zamanda duygularla da yoğun biçimde ilintili olduğudur.
Annelik İle Beslenme İlişkisi
Annelerin, bebeğin yeterince yiyip yemediğine dair kaygıları, çoğunlukla “iyi anne” olabilmekle doğrudan ilişkilidir. Annelik ile beslenme fonksiyonu arasında, toplumsal bakış açısının da desteklediği gizli bir anlam ilişkisi vardır. “İyi anne” bebeğini “iyi besleyen anne” olarak görülür. Annelerin bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu yaklaşımı benimsemeleri, çocuğun diğer gereksinimlerinin göz ardı edilmesi tehlikesini yaratır. Anne kaygısıyla fazlasıyla meşgulken bebeğin başka gereksinimlerini de acıkma olarak yorumlama eğiliminde olabilir.
Çocukların iki yaşlarından sonra, büyüme hızları yavaşladığı için, eskiye nazaran daha az yemek yerler. Buna bağlı olarak, kilo almalarında eski hız kaybolur. Bu doğal olan durum, anne-babayı telaşlandırabilir. Bu aşamada anneler panikler ve çocuklarını zorla beslemeye çalışırlar. Çocuk da doğal olarak bunu reddeder. Çünkü çocuk ihtiyacı olduğu kadarını yer. Fazlasını yemez. Burada karşımıza hatalı beslenme davranışları ve tutumları ortaya çıkar.
Neden Yeme Problemleri Ortaya Çıkar?
Anne- Babanın çocuğun üstüne aşırı düşmeleri
Yemek yeme kurallarında katılık
Çocuğu yemek yeme konusunda tehdit etmek
Çocuğu kusma derecesine gelinceye kadar beslemek
Kendi kendine yiyebileceği yaşlarda bile, çocuğu annenin beslemesi
Çocuğu sevmediği yiyecekler için zorlamak
Yemek yemediği ya da az yediği zamanlar çocuğu duygusal ve fiziksel olarak cezalandırmak
Çocuğa sürekli olarak başka çocukları örnek göstermek, kıyaslamak.
Hatalı Beslenme İlişkisi
Çocuğu yemek yemeye zorlamak, istenmeyen bir şeyin zorla yaptırılması anlamına gelir. Yemek yeme işleminde ebeveynin aşırı hassasiyetini gören çocuk, zaman içerisinde yemek yoluyla tüm isteklerini kabul ettirebileceğini, yemeği bir şantaj aracı olarak kullanabileceğini öğrenir. Bu şekilde başlayan olumsuzluk, anne ile çocuk arasında yaygınlaşan iletişim kopukluğuna sebep olabilir. Annenin kişilik özelliklerine ve eğitim yaklaşımına göre, yemek yedirmek amacıyla baskının ötesinde bir şiddet de uygulanabilir. Böyle bir durumda çocuğun özgüveni ve benlik saygısı olumsuz etkilenir. O şiddeti uygulayan ebeveyne yönelik öfke geliştirir. Araştırmalar göstermiştir ki çocukluk yıllarında sağlıklı bir yemek yeme düzeninden yoksun büyüyenler, ileri yaşlarda da çeşitli beslenme bozuklukları göstermektedirler.
Doğru Beslenme İlişkisi
İyi bir “beslenme ilişkisi“ nasıl olmalıdır? İyi bir beslenme ilişkisinde, ebeveynin ve çocuğun rolleri net bir biçimde belirlenmiş ve açıkça paylaşılmış olmalıdır. Ebeveyn çocuğa yemek olarak ne sunacağından sorumludur. Bunu yaparken sağlıklı beslenmeye dair bilgilerini ve çocuğun beğendiği yiyeceklere dair deneyimlerini kullanabilir. Ebeveyn yemeği ne zaman ve nasıl sunacağından yani yemek masasında hangi kuralların geçerli olacağından da sorumludur. Bu kurallara riayet edilmesini sağlamalıdır. Tabii ki yemek ortamının atmosferini de ebeveyn belirler. Bu teklifi kabul edip etmeyeceğine çocuk kendi karar verir. Açlık hissine göre ne kadar yiyeceğine karar verir ve doyduğunda bırakır. Doğumdan itibaren ebeveyn bu anlayışı gerçekleştirebilirse, çocuk yemeyi ve içmeyi sağlıklı bir biçimde kendisi düzenlemeyi başarır.
Anneler Yemek İçin Çocuklarını Zorlarsa;
Ebeveynin bilinçli ya da bilinçsiz yaptığı yemek baskısı çocuğun organizmasının doğuştan sahip olduğu bu doğal düzenleme yetisini kısa sürede yitirmesine neden olur.
Anneler çocuklarını yemek yemeleri için zorlar ve korkuturlarsa, çocuk bir süre sonra, yemek davranışını anneye bir tepki olarak reddeder. Çocukla inatlaşıldığı sürece, çocuk istenilen hiçbir şeyi yapmaz. Çünkü baskı altına alındığını hisseder ve kendince kişilik savaşı verir. Bu baskı açık ya da gizli yapılabilir. Örneğin; “Daha çok yemelisin, iyice bir deri bir kemik kaldın!”, “Bu kadar çok yememelisin, artık pantolonlarına girmiyorsun.” gibi bir yaklaşım Açık Yeme Baskısı iken “Bak, bunu senin için pişirdim.” gibi cümleler ya da anne babaların çocuğun öğretmeninden talep ettikleri günlük yemek raporları (Bugün ne yedi? Kaç kaşık yedi? Bitirdi mi?) tarzındaki yaklaşım Gizli Yemek Baskısıdır. Ve bu baskıyla çocuklar yemek yememek için nazlanır, oyalanır, yemek süresini uzatır, yemek seçer bazen de yediklerini çıkarır yani kusar. Anne babanın daha fazla ısrarı her yemek öğününü hem çocuk, hem de aile için işkenceye dönüştürür. Aynı zamanda anne babayla çocuk arasında bir çekişmeye neden olur. Böyle durumlarda dikkat edilmesi gereken, az yediği için çocuğun sağlığını tehdit eden bir durum olup olmadığıdır. Eğer böyle bir sorun yoksa çocuğu belli bir süre rahat bırakmalıdır. Yediği kadar yemesine saygı duyulmalı, “Yemezsen seni dilenciler alır” gibi tehditlere yer verilmemelidir.
Israr ve yasaklar çocuklarda beklenenin tersine sonuçlar yaratabilmektedir. Kısıtlamanın bazı besin maddelerinin cazibesini arttırdığı bilinmektedir. (Kola içmeleri yasaklanan çocukların bu içeceğe özel bir eğilim göstermeleri gibi)
Bazen çocuğun bedenine kabul ettiği yiyecekler anne için çocuğunun o günü nasıl geçirdiğinden daha önemlidir. Bu durumda çocuk için yeme artık apayrı anlamlarla yüklüdür ve temel bir tepki gösterme şekli haline gelmiştir.
Yemek bir eğitim aracı değildir ve bu şekilde kullanılmamalıdır.
Çocuğun yeme-içme konusunda “kendini düzenlemesini” desteklemek anne-babanın sorumluluğudur. Bu aslında çocuğun doğuştan sahip olduğu bir yeterliliktir; bebek ne zaman acıktığına, susadığına ve ne zaman doyduğuna dair ipuçlarını etrafındakilere verir. Bu ipuçlarına kulak vermek önemlidir. Yemek prensipleri aileden aileye göre çeşitlilik gösterebilir; daha katı ya da daha esnek olabilir. Sofra ve yemek düzenini kimi ailelerde daha keyfi bir biçimde iştah belirlerken, bazılarında daha sıkı prensipler geçerlidir. Ancak yemekte hedef, “kendini düzenleme” olmalıdır. Bu da içsel denetimle dışsal denetimin iç içe geçmesiyle oluşur. İçsel denetim açlık ve tokluk duygusu gibi bebeğin doğuştan getirdiği vücut sinyalleri yoluyla ortaya çıkar ve anne babanın bu sinyalleri fark etmesi ve desteklemesiyle gelişir. Dışsal denetim ise anne–babanın model tutumları, ritüel ve sofra adabı yoluyla şekillenir. Toplumsal çerçeveden baktığımızda yeme bozukluklarının tüketim toplumunun tipik bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz.
Beslenmede sağlık faktörü çocuklar için belirleyici değildir.
Bir anne 5 yasındaki kızına: “Peynir yemezsen dişlerin çürür”, “Bak ıspanak da demir var ama” dediğinde, bu sevecen tavsiye iyi niyetli, doğru, ancak tamamen etkisizdir. Çocukların gelecek kavramı bizimkinden farklıdır. Onlarda şu anda bir yiyeceğin tadının hoş oluşu veya olmayışı gelecekteki olası sonuçlardan daha belirleyicidir. Beslenme eğitimi bilişsel mesajların zihne ulaşmasını sağlar; oysa yeme tutumu bu mesajlardan çok duygusal etkilerle yönetilir. Beslenme eğitiminin bir davranış değişimine neredeyse hiç etkisi olmadığı belirtilmiştir.
Çocuğumun Bir Yeme Bozukluğuna Eğilim Gösterdiğini Nasıl Anlayabilirim?
“Yeme problemi” diye bir problem yoktur aslında, yani asıl problem yemek değildir. Yemek, özellikle anne babanın duyarlı ve hassas olduğu özel bir alan olduğundan çocuk için uygun ve etkili bir ifade şeklidir. “Yeme problemi” olarak adlandırılan durum, kimi zaman anne-baba-çocuk ilişkisinde bozulan dengeden dolayı, kimi zaman da başka nedenlerle yolunda gitmeyen bazı şeylerin çocuk tarafından yiyerek ya da yemeyerek ifade edilmesidir.
Çoğu çocuk bir zaman, yemekte anne babanın “yeme problemi” olarak tanımladıkları bir evreden geçebilirler. Mızmızlanırlar, yemek istemezler, sebze gibi belli yiyecekleri reddederler. Bunlar yemek bozuklukları değil, son derece doğal gelişim evreleridir. Bu mızıldanmalar, anne babalar yemek sırasında soğukkanlılıklarını koruyup, onlara belli anlamlar yüklememeyi başarabildikleri oranda çabuk unutulur. Yemek düşkünlüğü ya da reddi süregelen bir hal almaya başladığında bu bir tehlike durumu olarak değerlendirilmelidir ve ilerlemeden profesyonel bir destek almayı gerektirir.
ÖNERİLER
1. Model olunmalı, kesin kararlı ancak yumuşak bir disiplin sergilenmelidir.
2. Tehdit edilmemeli, zorlanmamalıdır.
3. Yemek zamanı neşeli geçmeli ve konuşmalar tüm aile bireylerini ilgilendiren konulardan seçilmelidir.
4. Yemek yerken kucak teması, televizyon vb. durumlardan kaçınılmalıdır.
5. Anne baba kendini suçlamamalıdır. (Çocuk az ya da dengesiz beslendiğinde kendinden şüphelenmemelidir.)
6. Yemeğin hazırlanma şekli ve sunumu özendirici olmalı, sandalyenin yüksekliği, masaya uzaklığı gibi fiziksel koşullara da dikkat edilmelidir.
7. Kendi kendine beslenme, çocukların kendilerine olan güveninin artmasını sağlar, sorumluluk almasında olumlu etkisi olur. Dolayısıyla etrafına dökse de kendi kendine yemesine fırsat tanınmalıdır.
8. Çocuğa senin için hazırladığım bu yemeğin tadına bakarsan çok mutlu olurum denmeli, “Hadi benim için ye” asla denmemelidir.