Tatilin son ayı yani Ağustos ayı konuğumuz Beykent Koleji oldu.
Beykent Koleji, öğretmenleri bu sıcak günlerde bir de işlerinin yoğunlaşmaya başladığı bu zaman diliminde bizi okullarında misafir ettiler. Öğretmenlerimizle yaptığım bu keyifli sohbetin içerisinde, Beykent Koleji'nde tesadüfen karşılaştığım ve konuşma fırsatı bulduğum Lise Edebiyat Öğretmenim Orhan Özkan'ının da olması benim için ayrı bir keyif oldu….
ÇOCUĞA DOKUNMAK ÇOK ÖNEMLİ
SÜREYYA DAĞLIOĞLU, 7 yıldır Beykent Koleji'nde Sınıf Öğretmenliği yapıyor. 32 yıldır öğretmenlik mesleğini sürdüren Dağlıoğlu, Öğretmen Lisesi'nden sonra İşletme Fakültesi okumuş. Daha önce ortaokul ve liselerde de çalışan Süreyya Öğretmen, “Küçüklerle uğraşmayı tercih ettiğim için şu anda sınıf öğretmenliği yapıyorum” diyor. Devlet okullarında da daha önce görev yaptığını belirten Dağlıoğlu, eğitimde materyallerin çok önemli olduğunu bu yüzden özel bir okulda çalışmanın fazlasıyla artısı olduğunu dile getiriyor. Süreyya Öğretmen, çocukken öğretmen olmayı aklına koyanlardan. Bu seçimi, ilkokul öğretmenine bağlayan Dağlıoğlu; “İlkokul öğretmenim çok sevecen, çok tatlı, çok cici bir hanımdı. Ondan çok etkilenmiştim mutlaka. Hep kendime örnek almışımdır onun öğretmenliğini. Çocukları özellikle sevme, onlara dokunma, temas konusunda hep örnek almışımdır. Bazı veliler bana, 'Çocuklara dokunarak sevmenizi gıptayla karşılıyoruz, bize hiç öğretmenimiz dokunmazdı böyle' diyorlar. Ben de; 'Benim öğretmenim bana dokunduğu, saçımı okşadığı zaman o gün çok mutlu olurdum gün boyunca. Bu çok önemlidir'. Bizim sabah bir sevgi gösterimiz olur mutlaka hepsiyle bir sarılırız, sonra derse başlarız” diyor. Bir öğretmende sabır varsa tahammül sınırları çok geniş ise başaramayacağı şey olacağını sanmıyorum diyen Dağlıoğlu, “Öğrencilerimi çocuk olarak görmüyorum ben, her birini birer birey olarak görüyorum. Her şeyi paylaşabiliyoruz onlarla. Bir atom bombasını bile konuşabiliyoruz. Belki dışarıdan birisi hiç seviyelerine uygun değil diyebilir. Ama onlar öyle güzel anlıyorlar ki… Ayrıca öğrendiklerini gidip ailelerine anlatıyorlar. Bence diyorum ki hep çocuklar büyüklerden birşeyler öğrenmez, bazen de büyükler çocuklardan öğrenir” diyor.
MATEMATİK EN HAZ DUYDUĞUM DERSTİ
SEMİHA ÇINAR, 5 yıldır Beykent Koleji'nde Matematik Öğretmenliği yapıyor. 9 senedir öğretmenlik yapan Çınar, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi mezunuyum. Matematik Öğretmeni olmanın çocukluk hayali olduğunu söyleyen Çınar, “Her zaman matematik öğretmeni olacağım derdim. O da herhalde ilkokul öğretmenimin bize kazandırdığı sevgi. Matematik en büyük haz duyduğum dersti. Dolayısıyla bu bölüme kanalize oldum. İşimi çok seviyorum” diyor. Özel okulda çalıştığı için dersinin gerekliliklerini rahat rahat yerine getirdiğini söyleyen Çınar, “Özel okul olduğumuz için etüdlerimizi rahatlıkla yapabiliyoruz. Günde 8 ders var. Biraz daha uzun tutuyoruz öğrencileri. Fazladan 1 dersimiz oluyor. Çocuklara en azından matematiği sevdirme fırsatı buluyorum. Onların dersi sevdiğini görmek kadar güzel bir duygu yok. Öğretmeni besleyen budur, sevgidir. Ben bu sevgiyi alıyorum ve daha da motive oluyorum”diyor. Derste otoriteyi bozmadan onlar gibi de davranmaya çalıştığını belirten Semiha Öğretmen, öğrencilerine motive edici konuştuğu zaman, bir şey yaptığı zaman ona ailesi kadar üzüldüğünü belli ettiği zaman, öğrencilerinin onu üzmemek için çalıştığını dile getiriyor. Öğrencilerine not verirken katı davranmadığını söyleyen Çınar, “Sınavda çocuk 70 almışsa sözlüsü de buna paralel olmalı diye düşünmüyorum. Bazı çocuk çok istekli, çok çalışıyor. Bazısı verime dökebiliyor, bazısı dökemiyor. Sınıfa çok katılıyor mu, anlamak için soruyor mu, ödevini yapıyor mu, derse motive olabiliyor mu? Bunlar çok önemli. Ben çocukların anladığını görmekten haz duyuyorum” diyor.
İLK YILLARIMDA KATI BİR ÖĞRETMENDİM
LALE TÜRÜT, 26 yıllık bir öğretmen. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı'ndan mezunu olan Türüt, öğretmenlik hayatı boyunca hep özel sektörde çalışmış ve bu durumdan kendi branşı açısından oldukça memnun olan bir öğretmen. Filoloji mezunu olduğundan önce öğretmenliği düşünmeyen Türüt, Türkiye'de dil bilimci olarak yapabileceği çok fazla alan olmadığını düşünerek öğretmenliğe başlamaya karar vermiş. Öğretmenliğin, manevi doygunluk veren bir meslek olduğunu dile getiren Türüt, 9 yıldır Beykent Koleji'nde görev yapıyor. Beykent Koleji'nin yeniliklere açık bir okul olduğunu ve burada branşı ile ilgili istediği her şeyi uygulayabildiğini söyleyen Türüt, öğrencileri tarafından sevilen bir öğretmen olduğunu, öğrencilerini notla korkutmadığını da belirtiyor. İki kız çocuk annesi Lale Öğretmen, çocuklarını seçimleri konusunda yönlendirmediğini ve her anne babanın da bu şekilde davranması gerektiğini vurguluyor. İlk öğretmenlik yıllarında katı bir öğretmen olduğunu zamanla nasıl olması gerektiğini öğrendiğini söyleyen Türüt; “İlk öğretmenlik yıllarımda o zaman katı bir öğretmen olduğum söyleniyordu. Daha sonra karşılaştığım öğrencilerim, öğretmenim biz sizden çok korkuyorduk derler. Bir gün orta üçüncü sınıfta bir kız öğrencimi sözlüye kaldırmıştım. Çok heyecanlanmıştı. Birden yere eğildi, öğrencimin benden korkusundan tuvaleti gelmişti”diyor.
9 YAŞINDA TRT ÇOCUK KOROSUNA SEÇİLDİM
ŞAHİN GÜLMEZ, Beykent Koleji'nde 9. yıldır Müzik Öğretmenliği ve Uygulamalı Dersler Bölüm Başkanlığı yapıyor. 11 yıldır öğretmenlik yapan Gülmez, İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı mezunu.Yeteneğinin 5 yaşındayken müzikle iç içe olan ailesi tarafından keşfedildiğini söyleyen Gülmez'in, Annesi matematik öğretmeni, babası bakanlıktan emekli bir hukukçu. Aynı zamanda babası keman, annesi ud, büyük ablası da keman çalıyor. Böyle bir ortamda büyüyen Gülmez, daha ilkokul üçüncü sınıfta TRT çocuk korosunun İstanbul Radyosu sınavlarını kazanmış ve 5 yıl orada görev yapmış. Orada koro eğitimi ve çocuk şarkıları üzerine büyük bir tecrübe kazandığını söyleyen Gülmez, İlkokul 5. sınıfta tam zamanlı olarak konservatuar eğitimine başlamış. Profesyonel olarak müzisyenliği de devam ettiren Gülmez'i, annesinin öğretmen olmasından dolayı küçüklüğünün okulda geçmesi ve kendi bilgi ve birikimini çocuklara yansıtmak istemesi öğretmenlik mesleğini tercih etmeye itmiş. 16 yaşından beri kanun sanatçısı olan Gülmez, Beykent Koleji'nde müzik dersinde, standartın en az bir flüt çalmak olduğunu belirtiyor. Amaçlarının sanatla uğraşan bireyler oluşturmak olduğunu söyleyen Şahin Öğretmen, derse karşı ilginin de öğrenciler tarafından en üst düzeyde olduğunu söylüyor.
“Öğrencilerle ilgili çalışmaların dışında bir de Veli Sanat Günleri düzenlediklerini söyleyen Gülmez, “Öğrencilerimizin anne-babalarından oluşan Türk Sanat Müziği Korosu var. Bu birçok okulda olmayan bir özellik. Çocuklarımız da onları görerek teşvik edilmiş oluyorlar” diyor.
ÖĞRENCİLER ÖNCE KENDİLERİNE SAYGI GÖSTERECEK
ORHAN ÖZKAN, 33 yıldır öğretmenlik yapıyor. 1979 Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü'nden mezun olduktan sonra 1992 yılında Anadolu Üniversitesi'nde lisans tamamlamayı bitiren Özkan'ın öğretmenlik hayatı devlet okullarında geçmiş. İlk özel deneyimi Beykent Koleji olan Özkan, 8 yıldır Beykent Koleji'nde görev yapıyor. Babasının öğretmen olması Özkan'ı Köy Öğretmeni olmaya yöneltmiş fakat babasının isteği üzerine Türkçe Öğretmeni olarak mesleğe başlamış. İyi bir okur olduğunu ve insanlarla iletişim kurmayı sevdiğini belirten Orhan Öğretmen, öğrencinin kitaptaki teorik bilgilerle hiçbir zaman yetinmeyeceğini ve onu yaşamak isteyeceğini söylüyor. Özkan “Eğer siz öğrenciye konuyu yaşatamıyorsanız, öğrenci size sıkıntı yaşatır. Onu iyi doyurmak lazım. O da yılların deneyimi ile oluyor” diyor. Öğrencilerinin karşısında asker gibi durmasını istemediğini söyleyen Özkan; “Benim sadece derse ilk girişimde her zaman bir sertlik vardır. Sınıfın altı üstü kağıtlarla dolmuşsa, pis bir sınıfsa girmem. O sınıfı temizlemek zorundalar, çünkü ben öğretmenim. Çöpçü değilim. Herkes yerinde değilse, sıraların dışındaysa da derse girmem. Mutlaka belli bir düzen içinde olmalıdırlar. Ben kendime saygı istemiyorum. Onlar kendilerine saygı göstermeyi öğrenecekler” diyor. “Ben öğrenciye not vermem, öğrenci notu benden alır diyen Orhan Öğretmen, öğrencilerine ilk önce“Hakaret eden, döven, söven sert bir kişilik mi, yoksa sizi anlayan, dinleyen, yanlışlarınızı ikili görüşmeler yaparak uyaran, ya da gidermeye çalışan bir öğretmen mi istiyorsunuz” diye sorduğunu böylelikle öğrencilerin kendi profillerini çizerek ona göre davranışlarını şekillendirdiklerini söylüyor.