Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Toplumun KADINA yüklediği roller BASKI yaratıyor

Prof. Dr. Bengi Semerci, çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında yirmi yıldan uzun bir süredir eğitim veriyor. Kız çocuklarını dolayısıyla kadınları çok iyi tanıyor. Toplumun sorunlarını irdeliyor. Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Semerci ile genç kızların ve Türk kadınının sorunlarını konuştuk.

Sizin öğrencilik yıllarınızda Türkiye'de kadın olmak nasıldı?

Biz 1980 öncesinin öğrencisi olduğumuz için kuşak olarak toplumun, siyasetin, halkın yaşayışının daha içinde, bireysel kararlardan çok toplumsal kararların önemsendiği bir öğrencilik süreci geçirdik. Bu toplumsal eğilimin ne kadar eylemsel, ne kadar düşünsel boyutta içinde olduğunuz önemliydi. Eylemsel boyutta olan kesimin olumsuz etkilenmesi, haksızlıklara uğraması hatta hayatlarını kaybetmesi gibi üzücü durumlar oldu. Böylelikle yaşamın kargaşasını gören bir kitle büyüdü. Sonraki kuşaktan itibaren ise daha bireysel bir yaşamın ön planda olduğu bir eğitim ve toplum düzeni başladı. Ben bir takım haklar için sarf etmeden, iyi bir ailede yetiştim. Desteklenen toplum kesiminde şartlar farklıdır. Türkiye'de yaşadığı kesim, alabileceği eğitim olanakları, ailelerinin bakış açısı ile birçok şeye daha rahat ulaşabilen bir kadın kesimi var. Onların kadın olmaktan doğan bambaşka sorunları var. Ancak hala hiçbir şey değişmeden hayatlarını eskisi gibi sürdüren, hiçbir hakkı bulunmayan geniş bir kadın kesimi de var. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de zaman içinde bir takım çaba ve çalışmalarla kadın haklarında ufak da olsa yol alındı ama büyük bir aşama kaydedilmedi. Hala yapılması gereken çok şey olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bu geniş kesimin haklarında en önemli ilerlemeler neler oldu?

Kız çocuklarına dolayısıyla kadınlara tanınan eğitim hakkı en önemlisi, bu yönde müthiş çabalar var. Rakamsal değişimler de var ama temelde bakış açısının ve toplum algısının ne kadar değiştiğine bakmak lazım. Ayrıca toplum içine sindirse de, sindirmese de gelişen ekonomik düzen kadına dış yaşama açılma ve çalışma hayatına katılma zorunluluğu getirdi. Burada da kadınların sigortasız, bir takım hakları olmadan çalıştırılması başka sorunların ortaya çıkmasına neden oldu. Kadının çalışması başka sistemleri görmesi ve ona göre farklı talepleri olması anlamına geldi. Bunların yanı   sıra anneliğin-babalığın herkesin gereken bir şey olmadığı, bir eğitim süreci gerektirdiği anlaşıldı. BU gibi konuların önemi kavranmaya başlandı. Ancak tabloya baktığımızda halen aile içi şiddetin çok fazla olduğunu ve burada da en çok zedelenenlerin çocuklar ve kadınlar olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra hala töre cinayetleri diye bir kavramdan bahsediyor olmamız, özellikle kız çocuklarının hedef alındığı aile içidışı cinsel taciz ve istismarın gündemde olması çok da bir şey yapılamadığını gösteriyor. Kadınlar gereğinden fazla sorumluluk altına girerek tüm bu rolleri fazla mı üstleniyorlar? Evet kadınlar bu rolleri çok fazla üstleniyorlar çünkü küçüklükten itibaren bu rolleri üstlenmeleri için yetiştiriliyorlar. Bebeklikten itibaren her türlü uyaran bu sizin rolünüz diyor. Televizyonda bir mutfak aletinin reklamı kadın üzerinden yapılıyor. Bunu kullanması gereken kişinin kadın olduğu orada dahi bir rol olarak ileri sürülüyor. 'Babam çok güzel yemek yapıyor' diye övünen çocuklar konmuyor dizilere. Çocuğun altının değişmesi, üstünün giydirilmesi, derslerinin yapılması modelleri annelerden seçiliyor. Kız çocukları 'bunlar senin görevlerin ve bunları yapman gerekir' diyerek büyütülüyor. Çevreden bilinçli bilinçsiz, belirgin belirsiz gelen tüm uyaranlar bu sosyal pekiştirmeye yönelik olunca da kadın bu görevleri yoğun olarak üstleniyor. Bu rol, toplumlar ve kültürler arası ufak tefek farklar olmakla birlikte evrensel bir şey. Ancak Türkiye'de sorun, bu sıkıntıları hafifletecek sosyal desteklerin olmaması. Bizde hala kadınlara ancak kendi ya da eşinin ailesinin desteği sunuluyor ki, herkesin kendi hayatı ve geçim sıkıntısı içinde ailesel destek yapması zor. Ayrıca bu tür ailesel destekler başka sorunlara yol açıyor ve ortaya bir çözümsüzlük çıkıyor. Peki her alanda bu kadar baskı gören bir kadın nasıl başarılı olacak? Başarı bir bütün olmalı, sadece bir alanda başarılı olmak diye bir şey söz konusu değil. 'Ben işimle evliyim ve işimde çok başarılıyım ama evde kötüyüm' özür değildir. O zaman işinizdeki başarınıza da şüpheyle bakarım. Erkek ya da kadın evde eşinizle, çocuğunuzla yeterince ilgilenemiyor, onlarla doğru iletişim kuramıyorsanız, işyerinde de altlarınız ve üstlerinizle doğru iletişim sağladığınızı iddia edemezsiniz. Bunların hepsi insan ilişkileri, iletişim, organizasyon ve zamanlama gibi birtakım kesin kavramlara ait. Temel siz olduğunuza göre bir yerde yapamıyorsanız diğer tarafta da düzgün yapamıyorsunuz demektir. Kadınların erkeklerle olan ilişkilerinde de sorunlar yaşadığını görüyoruz. Erkekler zaman içinde duygusuzlaştı mı kadınlarda mı sorun var? Burada da sosyal roller çok etkili. Kız çocukları doğduğu andan itibaren 'evi sen çevireceksin, erkeği sen idare edeceksin, sen verici olacaksın' diye büyütülüyor. Erkekler de tam tersi 'erkek para kazanır, kadın onun çok umursayacağı bir şey değildir, erkekler duygularını çok da göstermez' şeklinde büyütülür. Hatta, zavallı erkek çocuklarımızı 'erkekler ağlamaz' şeklinde duygularını bastırmaya yönelik kavramlarla yetiştiriyoruz. Bu şekilde yetişen iki kesimin büyüdüklerinde kargaşa yaşamaları normal bir şey. Ayrıca biyolojik ve işlevsel anlamda da kadın ve erkeklerin farklılıkları var. Kadınların takıldıkları yerlerle, erkeklerinki farklı olabiliyor. Bu nedenle iki grubun beklentilerinin farklı olması da normal. Kadınlar hormonal ve beyinsel işlevleri nedeniyle olaylara daha yumuşak, duygu yönünden yaklaşıyorlar, karşı tarafı anlamaya çalışan, hep veren bir sistem gösteriyorlar. Erkeklerse fizyolojik olarak başkalarının duygularını okumaya yatkın değiller, buna eğilimli olarak da yetiştirilmiyorlar. Bu da erkeğin hep anlaşılan, istekleri yerine getirilen konumda olmasına neden oluyor. Türkiye'de özellikle kız çocukları olmadıkları bir güçle yetiştiriliyorlar. 'Sen kadınsın her şeyi yaparsın, sen halledersin, sen düzeltirsin, değiştirirsin' gibi… Bu beni çok rahatsız eden bir şey. Hiçbirimizin, birinin problemlerini çözme, onu değiştirme, yeniden biçimlendirme gibi bir gücü yok. Böyle bir güçle bir erkeğe yaklaşan kadın ciddi hayal kırıklıkları yaşıyor. Kız çocuklarımızı bundan korumamız lazım. Böyle bir güçleri yok ve böyle bir şey yapmak zorunda değiller. Boşanmalarda da kadınlar erkeklere göre daha mı kararsız? Boşanmanın kadına getireceği yükler, kadının uğrayacağı maddi manevi yıpranmalar erkekten daha toplumsal. O yüzden kadınların boşanmada daha çekimser olmaları normal bir durum. Bu toplumun bakış açısından ve destek sisteminin eksikliğinden kaynaklanıyor. Boşanma bir travmadır, ebeveynlerin de çocukların da desteklenmesi gerekir. Önemli olan aile yapısının bir bütün olarak korunması demek ve evin içinde tutulması demek değildir. Ayrılıklarda da çocukların oluşturduğu bir altyapı olduğunu ve o sistemin korunması gerektiğini kavrayarak, çocuklarla bir erişkin bağının sürdürülmesi, maddi manevi bir takım ihtiyaçların giderilmesi gerekir. Türkiye'de boşanmalar artıyor olabilir ancak bu bütün dünyadaki artıştan daha fazla değil. Hatta Türkiye boşanma oranlarında dünya sıralamasında alt sıralarda yer alıyor.

Cinsel eğitimsizlik de sorunlarımızdan biri sanırım… Cinsellik konusunda kız çocukları da erkek çocukları da eğitimsiz. Erkek çocuklarına kendi eylemlerinde karşı koyma durumu olmuyor. Kız çocuklarına ise deneyerek öğrenme hakkı çok verilmiyor. Erkekler deneme yanılma yoluyla, başlarını sıkıntıya sokarak, bir takım problemler yaşayarak bunu öğreniyorlar. Burada temel sorun her iki gruba da doğdukları andan itibaren yaşlarına uygun cinsel eğitim verilmemesi. Aileler çocuklarıyla cinsellik konuşmaktan korkuyorlar çünkü ne diyeceklerini bilmiyorlar. Cinselliğin gerçek anlamını bilmedikleri için korkuyorlar. Cinsellik bedensel, hormonal değişimler, kadın-erkek olmak, seks, duygular, toplumun cinselliğe bakışı dahil olmak üzere çok geniş bir kavram. Cinsel eğitim bu kavramların hepsini birden aktarmayı gerektirir. Çocuğun cinsel kimliğini oluşturmak, bedensel bilgi ve değişimlerini kavramasını sağlamak, karşı cinsin bedenindeki değişimleri, duygusal boyutunu da içine alarak anlatmak, iki cinsin ilişkisinin nedenlerini ve sonuçlarını toplumun cinselliğe bakış açısı ile aktarmak gerek. Bunun verilebilmesi için de ilk temel koşul bilinmesi.

Okullarda cinsel eğitim verilmesi konusu da çok tartışıldı... Türkiye'de pilot denemeler yapıldı ama tabi ki yeterli değil. Cinsel eğitim iyi planlanarak uygulanması gereken bir süreç. Bütün dünyada çocuğun yaşına uygun şekilde verilmesi, yaşından ne fazla ne eksik bilgi verilmemesi gerekir. Okul müfredatı içinde de olabilir ancak belli yaş gruplarında kız-erkek öğrencilere aynı anda eğitim verilmesi utancı kapatmak amacıyla herkesin espriye vurması ve olayı anlamaması sonucunu verir. Tabi önce eğitim vereceklerin eğitilmesi gerekiyor.

Gelecekte Türk aile yapısında ne gibi değişimler olacak? Dünyanın değişimiyle birlikte bütün aile yapılarında değişiklikler oluyor, bunu olumsuz olarak algılamamalı. Gelenek göreneklerin oluşturduğu yapılara, yeni teknolojiler, bir sürü etkileşim alanları, sosyal değişimler eklendi. Kadınlar çalışma hayatına katıldı, geniş aile düzeni zayıfladı, şehirleşmenin getirdiği kopukluklar, global anlamda insan ilişkilerinde yabancılaşma gibi kavramlar ortaya çıktı. İnsanlarda değişim ne kadar zorunluysa sosyal yapılarda da böyledir. Mühim olan bu değişimlerden ne kadar etkilenildiği ve kontrollü bir şekilde ne kadar ayak uydurulduğudur. Türkiye'de aile yapısıyla ilgili en büyük sıkıntı başka bir yere göç eden ailelerin yeni şartlara uyum sağlayamayıp parçalanmaları ya da ekonomik ve sosyal zorluklar nedeniyle çocuklar üzerinde denetimlerini kaybetmelerinden kaynaklanıyor. Yurt çocuklarında suç işleme oranının yüksek olduğu sanılıyor ama emniyetin dökümlerine baktığınızda bu oranın çok düşük olduğunu, büyük bir kısmın aileleriyle yaşayan çocuklardan oluştuğunu görüyorsunuz. Demek ki başka faktörler var. Devekuşu gibi başımızı kuma gömüp, yok saymak, görmezden gelmek toplumumuzun en büyük sorunu. Ama maalesef bu sorunların hepsi var ve gittikçe de büyüyor. Doğa boşlukları sevmez. Yapmanız gereken bir şeyi boş bırakırsanız, çocuk o boşluğu tamamlayacak bir şeyi mutlaka bulur. Çocuğunuzla yeterince ilgilenmiyor, doğru bir bağ kurmuyor, onu dinlemiyorsanız bunu yapan biri olacaktır. Ve bu boşluğu dolduranlar çoğunlukla olumsuz şeyler olacaktır. Böyle zamanlarda okulların devreye girmesi gerekir. Rehberliklerin okula kayıtlı olan her öğrencinin özellikleri, aile yapısı, riskleri hakkında bilgi sahibi olmalılar. Bu bilgilerle onları takip etmeli, en ufak bir sapmada korumaya yönelik bir sistem geliştirmeliler. Rehberlik öğretmeni çocuğun intihar etme riski mi var, bir davranış problemi riski mi var hepsini anlayabilmeli ki kontrol edilebilsin.

 

CAM TAVANLAR ARTIK KALKTI

Peki kadınlar iş hayatında da hala sorunlar yaşıyor mu?

İş dünyasında uzun seneler bir cam tavan kavramı tartışıldı. Kadınlar bu mücadeleyi erkek gibi olmaya çevirdi. (İş hayatında üst seviyeye gelmek isteyen kadınların karşılaştıkları engeller. Cam tavan deyimi karşılaşılan engellerin belirsizliğini ifade ediyor) Aslında kadınların yönetime ve çalışanlara yaklaşım tarzı erkeklerden daha farklı. Kadınlar daha az kibirli, daha kavrayıcı, daha dinleyiciler. Bu süreçte kadınların iş dünyasına çeşitlilik ve hoşluk getirdiği anlaşılmaya başlandı, kadın erkek çeşitliliği iş veriminin artırılmasını sağladı. Zaman içinde cam tavanlar kadının erkekleşmeden de kaldırabileceği hale geldi. Asıl yük, toplumsal olarak atfedilen kadın erkek rollerinde kadına çok fazla rolün düşüyor olması. Toplum, kadının hem anne ve eş hem de iş kadını rolünü üstlenmesine karşı çıkıyor. Kadın da böylece ya anne-eş, ya da iş kadını olma ikilemiyle baş başa kalıyor. İşyerleri tarafından sağlanan uygun fiyatlarda kreşler, doğum ve emzirme izni hakları gibi konularda da yeterli destek sağlanmadığı için kadın bu kargaşayı çok yaşıyor. Halbuki erkeklerin de bir eş ve baba olma yükümlülüğü var ve roller birbirini tamamlayıcı olmak zorunda. Ancak toplumun bu yönde kadına baskısı, kadının bu ikilemi yaşamasına, birini iyi yapıyorsa öbürünü yapamayacak endişesini yaşamasına neden oluyor. Eşler de bu baskıyı kadınlar üzerinde oldukça kuruyor. Bunların hepsi kadının zorlanmasına neden oluyor. Türkiye'de kadınları hem toplumsal baskılardan hem kendi içlerinde yaşadıkları suçluluk duygusundan koruyacak sosyal destek sistemi de yeterli değil.

 

 



Yorumlar
Yorum Ekle