Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

AYKIRI ROLLER BENİM İŞİM


1993 yılında tiyatroyla tanışmadan önce Esenler Otogarı’nda otobüs işletmesinde çalışan Alper Kul, bir gün Haldun Taner Sahnesi’nde yakın zaman önce kaybettiğimiz Savaş Dinçel’i izler ve çok etkilenir. Dinçel’in Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde öğretmen olduğunu öğrenir ve hemen sınavlara girer. MSM'den sonra eğitimini Indiana Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nde tamamlar ve 1994 yılında Masalgerçek Tiyatrosu’nda sahneye ilk adımını atar. Müjdat Gezen Sanat Merkezi, Şehir Tiyatroları ve Tiyatro Dot’ta oyunculuk yapan Alper Kul, şu sıralar Caveman (Mağara Adamı) oyunu ile Beşiktaş Kültür Merkezi’nde sahne alıyor. Sinema filmi olarak ilk olarak Ferzan Özpetek’in Hamam filminde rol aldı. Dondurmam Gaymak’ta yapım yönetmeni olarak görev yaptı, ardından Zeki Demirkubuz’un Kader filminde ve Mahsun Kırmızıgül’ün senaryo ve yönetmenliğini yaptığı Güneşi Gördüm ve Gecenin Kanatları’nda yer aldı. Seyircilerin Kınalı Kar dizisinden tanıdıkları Kul, daha sonra Aşka Sürgün ve son olarak Sessiz Gemiler dizisinde rol aldı.

 

BİZ ERKEKLER HANIMLARI ANLAMIYORUZ

Caveman (Mağara Adamı) kadın-erkek ilişkilerine gönderme yapan bir oyun. Bu

 

Bildiğimi sandığım bir konu olmasına rağmen söyleyecek cümlemin olmadığı bir kadın-erkek ilişkisi. İtiraf etmeliyim ki, biz erkekler hanımları anlamıyoruz ama anlamaya çalışıyoruz. Caveman, 35 ülkede 17 ayrı dilde bu ilişkileri irdeliyor. İdeal kadın erkek ilişkisi için muhteşem bir çözüm. Oyuncunun iştahını kabartmaması da mümkün değil. Ben oynarken, izleyiciler de izlerken inanılmaz zevk alıyor. 

 

Güneşi Gördüm ve Gecenin Kanatları’nda örgüt üyesini canlandırırdınız. Nasıl rollerdi bunlar?

 

Güneşi Gördüm’de terör örgütü üyesi Serhat’ı oynamak hem benim hem Mahsun Kırmızıgül’ün fikriydi.  Daha önce “Aşka Sürgün” dizisinde iki kardeşi oynamıştık. Görüşmeye gittiğimde, “Teröristi mi oynamak istersin, travestiyi mi?” deyince “Ortası yok mu?” diye sordum. Sonunda terörist rolünü seçtim. Açıkçası üzerinde çok kafa yorduğum bir iş oldu. Benim için önemli ve oynaması riskli bir roldü.

Gecenin Kanatları’nda da örgüt üyesi Baran’ı canlandırdım. O da çok güzel bir proje oldu, iyi bir iş çıkardık. Mahsun Kırmızıgül filmin süpervizörüydü. Dişlerimin bir örgüt üyesi için fazla beyaz olduğunu söyleyerek, 2 saatte dişlerimi sararttırdı. Bu rolde aykırı bir roldü ama ben bu tarz rolleri seviyorum sanırım. Oyuncu hep en zoru olsun ister. Tiyatroda çok zor karakterler, televizyonda da çok marjinal karakterler oynadım. Aykırı roller benim işim aslında. Şu sıra bir sitcom’da komedi oynamak istiyorum.

 

SAVAŞ DİNÇEL’İ HİÇBİR ZAMAN UNUTAMAM

 

Bir oyuncu olarak dizi setleri ile tiyatro sahnesi arasındaki farklar neler?

 

Kendimi iyi hissettiğim yer, tiyatro sahnesi. Ama bu her yerde aynı olmuyor. İçinde bulunduğun ortam, iş arkadaşların çok önemli… Oyun dışında da beraber vakit geçiren bir ekibimiz var. Tiyatro sahnesi, oynamadığım zamanlar bile beni mutlu eden bir yer. Orada bulunmaktan keyif alıyorum. Ben biraz şanslıyım, doğru zamanlarda doğru insanlar çıktı karşıma. Mesela Savaş Dinçel, benim hayatımda gerçekten çok önemli bir insan. Ondan çok etkilendim, beni okula aldı, okulu bitirince yurtdışına çıkmam konusunda beni yönlendirdi. Son dönemlerinde de onunla baba-oğul rolü oynama şansı yakaladım. Savaş Dinçel’in duruşunu, kişiliğini, aile yaşantısını ve oyunculuğunu hiçbir zaman unutamayacağım.

 

Peki ya oyuncu olmasaydınız?

 

Oyuncu olmasaydım, otogarda otobüs işletmeciliği yapıyor olurdum herhalde. Çalışkanım, kendimi mutlu edecek farklı alanlar yaratırdım kendime. Öğrenciyken Amerika’da bahçıvanlık yaptım. O da bana çok şey kattı, bitkileri öğrendim. Fitoterapi biliyorum, hangi bitki hangi hastalığa yarıyor, hangi bitki nerede yetişiyor… İyi bir bahçıvan oldum. Yazın Polonezköy’de yaşıyorum, orada bir bahçem var.. Yüzlerce çeşit lale soğanı, organik bitkilerim var, kendim yetiştiriyorum ve onlarla besleniyorum.

 

Bu çok tartışılan bir konudur, herkes oyuncu olabilir mi sizce?

 

Herkes oyuncu olabilir, kimse kimseye neden oyuncu oldun diye sorma lüksüne sahip değildir. Oyunculuk tabiî ki yetenek barındırır ama kanımca oyunculuğun yüzde doksan dokuzu çalışmak, yüzde biri yetenektir. Yüzde doksan dokuzluk çalışmayla da bu iş yapılabilir. Her işte olduğu gibi oyunculuğun da zor yönleri var; eve iş taşımak, çalışma saatlerinin belli olmaması gibi. Oyunculukta, yaşadığınız anılar kadar, biriktirdikleriniz kadar zengin olursunuz. Malzemeniz için devamlı hatırlamanız gerekir, unutursanız tekrar yaşamak zorunda kalırsınız.

 

TEK BAŞINA MUTLU OLABİLEN BİR İNSANIM

 

İş dışında neler yapıyor Alper Kul?

 

Düzenli bir hayatım olduğu söylenemez. En az altı saat uyumaya çalışıyorum. Meslek gereği sürekli öğrenmek zorunda olduğum ve öğrenmeye aç bir insan olduğum için genelde eksiklerimi gidermeye çalışıyorum. Kitap okuyorum, yeni oyunları takip ediyorum. Tek başıma mutlu olan bir insanım; güzel bir film, iyi bir kitap beni mutlu ediyor. Bu arada babam Fikret Kul, bu işlerle hiç alakası yokken, birden ben hayatımı yazıp, filmini çekeceğim dedi ve Yolculuk isimli bir kitap yazdı. Şimdi baba oğul senaryo yazım teknikleri öğreniyoruz. Boş zamanlarda ata biniyorum. Doğa sporları ve adrenalin olan sporlardan hoşlanıyorum. Evimdeki konfor benim için çok önemli, beni yansıtmalı, bu beni rahat ettirir. İşim Avrupa yakasında oluğu için, evimin karşı tarafta olmasını tercih ettim. Bağdat Caddesi standardı yüksek bir yer, ihtiyacım olan her şeyi yapabiliyorum. Yazları ise Polonezköy’de yaşıyorum. Sadece benim istediğim insanların dahil olduğu, sakin, ormanın içinde bir evim var. Çok iyi Latin Amerika, Venezuella, Meksika yemekleri yaparım. Ama karnıyarık yapamadığıma çok üzülüyorum.

 

Vazgeçemediğiniz, tutkum dediğiz bir şey var mı?

 

Modayı takip etmek gibi bir kaygım yok, bakımlı ve temiz olmaya çalışırım. Evimde de beni mutlu edecek tasarımlara yöneliyorum. Roma’da Ferzan Özpetek’in evine gitmiştim. Orada beni bir şey çok etkiledi. Evdeki insanların hayatları masa etrafında dönüyordu. Bir masa kültürü vardı; her şey orada konuşuluyor, orada tartışılıyor, projeler orada üretiliyordu. Masanın üzerinde devamlı bir şeyler vardı; şarap, peynir, salata…, Bundan çok etkilenmiştim. Yılbaşında evde parti verecektim ve masaya ihtiyacım vardı. İyi bir masa olsun, insanlarla dolu olsun istedim ve tam istediğim gibi bir masa aldım. Bu konuda da çok şanslı olduğum söylenebilir. Alışverişe çıktığımda aklımda olan şeyi, sanki bana ayırtılmış gibi bulabiliyorum.

 

20 yıl sonra Alper Kul Nerede Olacak?

 

İyi roller oynamak, iyi projelerde olmak için her şeyi hesap etmek zorundayım. 20 yıl sonra huzurlu bir hayatın içinde; insanların ‘bu rolü Alper’e teslim edelim işimiz kalite kazansın’ diyebileceği sağlam bir karakter oyuncusu olmak istiyorum. Oyunculuk bıraktığın yerde durur… Donanmak, kafayı çalıştırmak lazım ki, gelişebilesin. İyi bir oyuncu olmak, iyi yerlerde olmak gerçekten büyük özveriler gerektiriyor. Bunu beceren herkese saygı duyuyor ve herkesten bir şey öğrenmeye çalışıyorum.    

 

 



Yorumlar
Yorum Ekle