Bedri Baykam...
Ressam, yazar, televizyoncu, oyuncu, tenisçi ve koyu Fenerbahçe taraftarı bir siyasetçi… Resim deyince aklımıza gelen en önemli isimler arasında yer alan Bedri Baykam'la dünden bugüne yaptığı çalışmalarını, sanattan siyasete, spordan eğitime tüm ilgi alanlarını, nasıl bir insan olduğunu ve eğitim hayatını konuştuk…
2yaşında resim yapmaya başladığınız için 'Harika Çocuk' olarak tanımlandınız. Nasıl keşfedildiniz ve Harika Çocuk olarak neler yaptınız?
Bu yeteneğimi ilk annem fark etti. Annem mimar mühendis, babam CHP Adana milletvekiliydi. Teyzem Şükran Yalçın da bir eğitmen olduğu için elime ilk kağıt kalemi verdiği zaman resim yapmamı istedi. Durmadan yüzlerce binlerce resim yapmaya başladım. Daha sonra resimlerim Ankara'da ressam ve eğitmen Kayıhan Keskinok'a gösterildi ve o bu resimleri görünce şok geçirdi. “Bunların çocuk resmiyle hiçbir alakası yok” dedi. Bunun olağanüstü bir dünya vakası olduğunu anneme anlatmış. Annem ve babam İsviçre'ye uluslararası bir kongreye giderken bu resimleri götürdüler. Oradaki profesörler bu resimleri o kadar inanılmaz buldular ki, ilk sergimi Cenevre'de açtırdılar ve ondan sonra bütün dünya merkezlerinden davetler almaya başladım. Çünkü Cenevre'deki ilk sergim Amerika'nın en büyük gazetesinin birinci sayfasında yer aldı. Yıl 1963. Bütün 60'lı yıllarda dünya tarihinde çok konuşulan “harika çocuk” oldum. Ankara ve İstanbul dışında, NewYork, Paris, Roma, Washington, Stockholm, Cenevre, Frankfurt, Münih ve Helsinki'de büyük sergiler açtım. Bunlar dünya gazete ve televizyonlarında sürekli haber olarak yer aldı.
Resimde pek harika çocuk dünyada da yoktu. Picasso'nun en erken resimleri 12-13 yaşında başlıyordu. Dünyada 2 yaşından beri yaptığı her çizgi saklanmış ya da satılmış tek profesyonel sanatçı benim.
ERGENLİK DÖNEMİMDE HİÇ BASKI YAŞAMADIM
Çoğunlukla bu gibi durumlarda çocuk üzerinde büyük bir baskı oluşur. Sizde böyle bir baskı oluştu mu?
Hiç baskı oluşmadı. Annem ve babam bu kadar dikkat etmeselerdi dediğiniz gibi baskı yaşanabilirdi ama olmadı. Annem babam aldıkları tavsiyelerle; “ Sergi açtı, ünlü olduğunu pek bilmesin, psikolojisi bozulur” diyorlardı. Halbuki ben hepsini biliyordum; sergi açtığımı ve bunların gazetelere yansıdığını. Bilmiyorum diye rol kesiyordum anneme babama, onlar da beni koruduklarını zannediyorlardı.
Eğitim süreciniz nasıl gelişti?
Annem babam “Bu çocuk nasıl olsa sanatçı olacak Fransızca öğrenmesi lazım” diye Fransız okuluna yolladılar. Uluslararası eleştirmenler, pedagoglar hiç resim dersi almaması gerekir dediler. Aynı zamanda resim dersi olmayan tek okul da Fransız okuluydu o yüzden oraya gittim. Kimseden etkilenmememi istiyorlardı. Bir tek, Kayhan Keskinok resimlerimi takip ederdi, 'Şöyle yap, böyle yap' demezdi, 'Kompozisyonu beğendim, siyah-beyaz leke güzel olmuş” şeklinde yönlendirmiş olurdu. En büyük şansım ergenlik çağı yıllarımda üzerimde hiçbir sanat baskısının olmamasıydı. Daha çok tenis oynadım, daha çok gezdim. Bir yerde beni o özgür bırakılma kurtardı. 15-21 yaşlarım arasında sanat ikinci planda kaldı. Birçok çocuğun aksine ergenlik çağımda üzerimde hiçbir baskı olmadan doyasıya yaşadım.
PARİS'TE EKONOMİ VE OYUNCULUK EĞİTİMİ ALDIM
Eğitiminizi tamamladığınız sırada neler yapmak vardı aklınızda? Meslek olarak ya da hayata dair...
Eğitimimi tamamladığım sırada bir yandan hayatın geneline makro bakmayı tercih ediyordum. Yani ekonomik, uluslararası ilişkiler, siyasi ilişkiler... Babam da siyasetçi olduğu için… Tüm bunlar sanata da toplu bir bakış sağlıyordu. Dünyanın işleyiş şartına da toplu bir bakış sağlıyordu. Hiçbir zaman ‘yalnız bir konuyu bileceğim, bir konu beni ilgilendiriyor’ diyen bir insan olmadım. Ömür boyu profosyonel bir ressam olarak yaşamış olmama rağmen, hayata hiçbir zaman resim gözüyle bakmadım. Paris'te ekonomi ve aktörlük okudum. Daha sonra Amerika'da resim ve sinema okudum. “Hadi adam ol, sanatçı ol” baskısı olmaması, benim o ergenlik çağı tünelinden canlı çıkmamı sağladı.
Daha sonra Paris'e yerleştiniz. Orada beklentileriniz nelerdi?
Paris deyince aklıma özgürlük, bağımsızlık ve güzel kızlar geliyordu. Bütün bunlara sırayla ulaştık. Paris bir kültür şehri. Sokakta gezmek, felsefe kitapları okumak, sinemalara gitmek, dünya insanlarıyla tanışmak çok büyük bir zenginlikti. 18 ile 22 yaş arası Paris'te yaşadım. Keyifli günlerdi. Aynı zamanda, üniversite dışında aktörlük okuluna da gittim. Fransız Kültür Bakanlığı'ndan yazım ödülü kazanan uzun metrajlı bir film senaryosu yazmıştım. Fransa'da resim yapmaya devam ediyordum ama aynı zamanda üniversitede ekonomi okurken, aktörlük okuluna da gidiyordum. Resmi yine ders almadan, bağımsız yapıyordum. 21-22 yaşında kimliğim oturduktan sonra sanat okuluna gidip hem sanat ortamıyla haşır neşir olmak ve sanat tarihi okumanın da beni rahatsız etmeyeceğini düşünerek Amerika'da California College of Arts and Crafts'a gittim.
MEDYADA OLMAM GEREKENİN ÜÇTE BİRİ KADAR VARIM
Çok yönlü bir insansınız. Bize yaptığınız işlerden bahseder misiniz?
Resim dışında, resim için de videolar yapmak gibi, genel mekân düzenlemeleri gibi başka şeylere de giriyorum. Köşe ve kitap yazarıyım. Onun dışında arada çeşitli ortamlarda çeşitli fırsatlarda aktörlük yapıyorum ki, onu da okudum yani eğitimini aldım. Spor yazarlığı veya yorumculuğu yapıyorum. O da benim çocukluğumdan beri büyük bir ilgi alanım; futbol ve tenis. Bütün bu olayları yaparken de aslında bütün bunların bağlandığı şeyin ucunda bir özgürlük konusu var. Özgür bir ülkede ancak bunları en iyi yapabileceğime inanıyorum. Onu da özgür bir Türkiye'de yapmak için siyaset yapıyorum. Dolayısıyla onun da kökeninde Atatürkçülük olduğu için Atatürkçü siyaset yapıyorum. Halen CHP'de siyaset yapıyorum.
Medyatik bir ressam olarak tanınıyorsunuz ki, Türkiye'de bir ressamın ismiyle tanınması çok zor. Bunun nedeni ne sizce?
Ben bunu günde 18-20 saat çalışmama bağlıyorum. Bir de çalışmanın yanı sıra, ortaya ne çıkardığınız önemli. Kaç resim, kaç kitap, kaç makale ürettiniz, kaç yerde konferans verdiniz… Ben Bedri Baykam kadar meşhur değilim diyen sanatçılar üç bin makale yazdı mı veya sanatta bu kadar riskli, tehlikeli ilkler denediler mi? Ayrıca ben bu kadar çalışmama rağmen medyada olmam gerekenin sadece üçte biri kadar görülüyorum.
OĞLUMLA ARAM ÇOK İYİ
Biraz da ressamlığı ve yazarlığı dışındaki Bedri Baykam'ı tanıyalım mı? Nasıl anlatırsınız, yaptığı işler dışındaki Bedri Baykam'ı?
Çok tutarlı, iyi kalpli, çocukları, hayvanları seven, her meslekten insanlara karşı pozitif önyargısı olan, sinirli ve nankör insanları sevmeyen insanım. Çok mütevazıyım. Sokaktaki ayakkabı boyacısı bile ben olabilirdim. İşimi çok seviyorum. İkiyüz - beşyüz yıl sonra sanat tarihinde adımın varolacağını bilerek yaşıyorum.
11 yaşında bir oğlunuz var. Bedri Baykam nasıl bir baba, oğlunuzla aranız nasıl?
Yoğunluğumdan dolayı onu bu ara çok az görebiliyorum ve bunun acısını yaşıyorum. Onun dışında birlikte maça gidiyoruz, futbol oynuyoruz, basketbol oynuyoruz. Aramız çok iyi. O da benimle aynı okula gidiyor. Basketbolcu olmak istiyor ve ben de onu destekliyorum. O ne isterse o. Onun tenis şampiyonu olmasını istiyordum. 11 yaşına kadar tenis eğitimi aldı. Fakat tenisi bıraktı ve şimdi basketbolcu olmak istiyor.
TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ NUR’LU UFUKLARA DOĞRU GİDİYOR
Gündemi uzun zamandır meşgul eden türban konusu hakkındaki gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gelişmeler, hukukun öldüğünün göstergesidir. Bu ülkenin çivilerinin çıktığının göstergesidir, bu yaşananlar. Artık bir iktidar hukukunun işlediği ülkede yaşıyoruz. Bu sorun bu şekilde çözülecek mi zannediyorsunuz? Üniversitede türbanın kabulü, ileriki dönemlerde başı açık kızlara baskı oluşturacaktır. Bu adım üniversitelerde; şiddetin, baskının oluşacağı günlerin ilk adımıdır. Muhalefet kendi attığı topun altında kaldı, üstelik karşılığında hiçbir şey alamadan. Ben bu olayları gördükçe bağırasım geliyor. Olay sanıldığı kadar masum değil.
Sizce Türk eğitim sistemi nereye doğru gidiyor?
Türk eğitim sistemi iktidar ve muhalefetin ilginç, gergin, iflah olmaz, çelişkili ve çekişmeli ilişkileri sayesinde nurlu ufuklara doğru gidiyor.