‘Öğretmenler Odası’ sayfamıza bu ay Adıgüzel Güzel Sanatlar Lisesi ve Adıgüzel Bilişim Teknik Lisesi öğretmenleri konuk oldu. Öğretmenlerimizle, ders dışında çok fazla vakit geçirdikleri Öğretmenler Odası’nda koyu bir sohbet gerçekleştirdik.
Bu ayki sayımızın Öğretmenler Odası konuğu Adıgüzel Güzel Sanatlar Lisesi ve Adıgüzel Bilişim Teknik Lisesi Öğretmenleri. Derslerinden çıkan ve öğle aralarını bize ayırarak bu güzel sohbeti gerçekleştirmemizi sağlayan öğretmenlerimizle; biraz kendilerinden, biraz mesleklerinden, biraz da öğrencilerden konuştuk. Aileyi anımsatan kadrosu ile Adıgüzel Güzel Sanatlar ve Bilişim Teknik Lisesi öğretmenlerine bu güzel sohbet için sonsuz teşekkürler…
EĞİTİMCİLİK, OYUNCULUĞUMU GELİŞTİRİYOR
Gökçer Genç 31 yaşında evli ve 5 aylık bir kız çocuğu babası. Adıgüzel Güzel Sanatlar Lisesi Tiyatro Bölümü’nde 3 yıldır öğretmenlik yapıyor. 1999 yılında İstanbul Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden mezun olan Genç, 12 yıldır ise profesyonel olarak tiyatro oyunculuğu yapıyor. Oyun Atölyesi’nde geceleri oyunculuk yaparken, boş kalan gündüzlerini değerlendirmek isteyince de, eğitimcilik hayatı başlamış. Gökçer Genç, konservatuar yıllarında Yıldız Kenter’in öğrencisi olma şansına kavuşan tiyatroculardan biri. Genç, Kenter’in kendilerine “Ben öğrencilerimden, öğrettiklerimden daha fazla şey öğrenirim” dediğini söylüyor ve öğretmen olmanın kendi oyunculuğu için de çok faydalı ve geliştirici bir durum olduğuna inandığını belirtiyor. Bir öğretmen olarak öğrencilerin oyunculukla ilgili öğrenmesi gerekenleri tekil olarak çözebilmenin çok önemli olduğuna inanıyor.
15-18 yaş arası öğrenci grubuna eğitim veren Gökçer Genç, gençlerin yeteneklerini kullanmadıkları zaman taklide yöneldiklerini şu sözlerle anlatıyor; “Oyunculuk taklitle başlar evet ama önemli olan öğrencilerin kendi kişiliklerinden yola çıkarak, kendi gibi olmalarıdır. Beni ya da başka birini taklit etmelerini istemiyorum, çünkü bu gerçek bir oyunculuk olmaz. Oynamak inanmaktır. Gerçek ve samimi olmak gerekiyor. Biz burada bunun eğitimini veriyoruz. O nedende burada oyunculuk eğitimi alan öğrencilerimiz çok şanslı. Ben Güzel Sanatlar Lisesi mezunu değilim, Bursa Erkek Lisesi Mezunuyum. Lise yıllarında fizik dersinde sıranın altında gizli gizli Shakespeare okuyan bir öğrenciydim. Buradaki öğrenciler ne kadar şanslı ki, bu eğitimi 9. sınıfta almaya başlıyorlar.”
Gökçer Genç, eğitimcilik yılları içerisinde kendisini çok mutlu eden bir anıyı ise şöyle paylaşıyor; “Eğitimcilikte ilk yılımdı. Okul çapında haylazlıkla nam salmış bir tiyatro sınıfına ders veriyordum. Birlikte ‘Sevgili Doktor’ adında güzel bir oyun çıkardık. Diğer öğretmenlerin verdiği reaksiyonları unutamam, hepsi çok şaşırmıştı. Bu beni çok mutlu etti ve unutamayacağım bir anımdır” diyor.
ÇOCUKLARI KALBİNDEN YAKALAMAK GEREK
Serkan Oylumlu 35 yaşında, Marmara Üniversitesi Müzik Eğitimi Mezunu. Dokuz yıl Marmara Üniversitesi’nde, beş yıl boyunca da çeşitli özel okullarda Müzik Öğretmenliği yapmış. Son bir yıldır ise bu görevi Adıgüzel Güzel Sanatlar Eğitim Kurumu’nda sürdürüyor. Oylumlu, Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu. Ailesinin baskısıyla seçtiği bu bölümde okumaktan hiç mutlu olmamış. Abisinin Müzik Öğretmeni olması nedeniyle ise müziğe yönelmiş. Bundan da oldukça memnun gözüküyor. 9. sınıftan 12. sınıfa kadar müzik derslerinde, piyano, solfej, armoni ve keman eğitimi veren Oylumlu, öğrencilerini müzik yarışmalarına katılmaları için sürekli teşvik ettiğini söylüyor. Öğrencileriyle arasında çok kuvvetli bir bağ olduğunu belirten Oylumlu, “Çocukları kalbinden yakalamak gerek. Öğrencilerim her şeyden önce bana güvenmelidir” diyor.
Adıgüzel Eğitim Kurumları’nda herkesin çok profesyonel olduğunu ve işine çok önem verdiğini söyleyen Serkan Oylumlu, boş vakitlerini ise kurdukları arkadaşlıklarla çok iyi değerlendirdiklerini söylüyor. “Burada çok iyi bir ekip olduk. Özel sektörde genelde arkadaşlıklar pek iyi olmaz ama biz de tam tersi bir durum var. Herkes çok yardımsever. Müzik bölümünde de durum böyle, iyi bir dayanışma içerisindeyiz” diyen Oylumlu, öğretmenlik hayatı boyunca öğrencileriyle de çok özel anlar yaşadıklarını söylüyor. Bu değerli ve hüzünlü anlardan birini ise şöyle anlatıyor; “Öğretmeliğe başladığım ikinci sene, çalıştığım okuldan ayrılmak zorunda kalmıştım. Bir öğrencim bu duruma çok üzülmüş, çok ağlamıştı. Ben de ailemden farklı insanlardan ayrılırken ilk kez bu kadar üzüldüğümü hatırlıyorum. Aynı öğrencimi yıllar sonra üniversiteye başladığında gördüm ve bana “Siz gittikten sonra hiçbir şey aynı olmadı” dedi. İnanılmaz üzülmüştüm, bu anımı hiç unutamam.”
Evli ve bir çocuk babası olan Serkan Oylumlu, evinde de sürekli müzikle haşır neşir haldeymiş. Boş zamanlarında evde piyano ve bateri çalıyormuş. Son zamanlarda film müziklerine merak saran Oylumlu’nun, en fazla dinlediği müzik tarzı ise rahatlama ve pozitif hisleri yaratma özelliğiyle bilinen New Age imiş.
KİMYA ÖĞRETMENİMİ SEVMEDİĞİM İÇİN KİMYA BÖLÜMÜNÜ SEÇTİM
22 yıldır öğretmenlik mesleğini sürdüren Ayşen Soyocak, 2004 yılından bu yana ise Adıgüzel Eğitim Kurumları’nda görev yapıyor. Güzel Sanatlar Lisesi’nde 9. sınıflara, Bilişim Teknik Lisesi’nde ise 9. sınıftan 12. sınıfa kadar Kimya derslerine giren Soyocak, lisede Kimya Öğretmeni’ni sevmediği için bu bölümü seçmiş. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi mezunu olan Ayşen Öğretmen, bu mesleği biraz da ailesi eğitimci olduğu için seçmiş.
Ayşen Soyocak, öğrenciyi notla tehdit etmenin yanlış olduğunu düşünenlerden. “Çocuklar, öğrenmeye ihtiyaç duymalıdır.” diyor. O nedenle derslerini genellikle günlük hayatla bağdaştırarak işlediğini belirten Soyocak, bu tarz yaklaşımın öğrencilere daha eğlenceli geldiğini söylüyor. Soyocak’ ın 19 yaşında bir oğlu var. Ona göre, öğretmen ve anne olmak birbirinden çok farklı kavramlar. Bu, “Öğrencilerime daha yumuşak ve anlayışlı davranırken, evde çocuğuma karşı daha katı ve yönlendirici olduğumu söyleyebilirim.” sözleriyle çok net anlaşılıyor. Soyocak, katı bir anne olduğunu söylese de, oğlu Fen okumak istemeyince, ne kadar yönlendirmek istese de tercihine saygı göstermiş. Oğlu şuan Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuyormuş.
Uzun yıllar devlet okullarında öğretim üyeliği yapan Ayşen Soyocak, devlet ve özel okullar arasındaki farkı ise 22 yıllık tecrübesi ile şöyle anlatıyor; “Devlet okullarında kontrol mekanizmasının daha ağır işlemesinden dolayı yapılması gerekenler çoğu zaman öğretmenin vicdanına kalıyor. Özel okullarda ise öğretmen ve okul yönetimi işbirliği ile gayet hızlı çalışan bir mekanizma var. Böylelikle eğitimde olabilecek aksaklıklar daha önceden yapılan programlar sayesinde ortadan kalkıyor. Ancak şunu da çok net söyleyebilirim ki, devlet okullarında da eğitimciliği hakkıyla yapan arkadaşlar çoğunlukta.” diyor. Adıgüzel Eğitim Kurumları’nın öğretmenler odasında arkadaşlık ilişkilerinin çok güzel ve sağlam ilerlediğini belirten Ayşen Öğretmen, “Okulumuzun küçük bir okul olması, birbirimizi yakından tanımamızı sağlıyor” diyor.
KİL, ÖĞRENCİLERİN ELEKTRİĞİNİ ALIYOR
1988 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun olan Hülya Duru, 1989 yılında master programına başlamış. Çeşitli sorunlardan dolayı yarım bırakmak zorunda kaldığı master eğitimini, aftan yararlanarak 19 yıl sonra tamamlamaya karar vermiş. Evli ve 10 yaşında bir erkek çocuğu sahibi olan Duru, henüz üç yıldır Adıgüzel Güzel Sanatlar Eğitim Kurumları’nda öğretmenlik yapıyor. Duru, aslında bir heykeltıraş. Mezun olduktan sonra grafikerlik ve iç mimarlık yapan Duru, özel sektörün durumundan çok yorulunca, öğretmenliğe geçiş yapmış.
Duru’nun ailesinde bolca mühendis olması, kendisine destek vermelerini engellememiş çünkü O, bu yeteneğe çocukluğundan bu yana sahipmiş. “Heykelin beni en fazla çeken özelliği üç boyutlu olmasıydı.” diyen Duru, üzülerek Türkiye’de bu mesleği seçenlerin işlerinin çok zor olduğunu söylüyor.
Öğrencilerinin heykele olan ilgilerini kille çalışmalarını bağlayan Duru, kilin insanın elektriğini aldığını söylüyor. Çok başarılı öğrencilerinin olduğunu söyleyen Hülya Duru, “İşimiz öğretmenlikle sınırlı değil, aynı zamanda eğitmen olmak zorundasınız. İşin o kısmı öğrettiklerinizden daha önemli.” diyor. Duru, oğlunun da aynı yeteneğe sahip olduğunu şöyle anlatıyor; “Oğluma küçüklüğünde hazır oyuncak vermedim, hep kendisinin yaratabileceği şeyler sundum. Sanırım yeteneği de bu şekilde gelişti”. Son olarak çalıştıkları ortamın çok sıcak ve samimi bir ortam olduğunu belirten Duru, aile gibi olduklarını ve bu durumun tüm arkadaşlarına çok iyi bir motivasyon sağladığını söylüyor.
BİLİŞİM HAYATIMIZIN HERYERİNDE
Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Mezunu Atilla Şarlı, 1993 yılından bu yana bilişim alanında çalışıyor. İki yıldan bu yana ise Adıgüzel Bilişim Teknik Lisesi’nde öğretmenlik yapan Şarlı, Bilişim Teknolojileri Bölümü ve Radyo Televizyon Bölümü’nde Bilişim Teknolojileri Eğitimi veriyor. Her iki bölümde de bilginin yanı sıra pratikte de çok fazla ilerlediklerini belirten Şarlı, okula ilk geldiğinde piyasasının ihtiyaç duyduğu eleman yetiştirmek istediğini söylediğinde, okul yönetiminden büyük destek almış. “Piyasada kalıplaşmış yapının dışına çıkılamıyor.” diyen Şarlı, mesleki eğitim alanında yetişen kişilerin yeterli bilgi almadığını düşünüyor. Bilişim konusunda Türkiye’de çok büyük bir açık olduğunu söyleyen Şarlı, bu açığı kapatacak şekilde öğrenci yetiştirdiklerinin altını çiziyor. Atilla Şarlı’nın öğrencileriyle arasında sıkı bir bağ oluşmuş. Çok fazla yetenekli öğrencisi bulunan Şarlı, onlarla kısa filmler çekiyormuş.
Küçük yaşta bilişim sektörüne atılan Şarlı, iş hayatına lise yıllarında başlamış, hem okumuş, hem çalışmış. Evli ve bir çocuk sahibi Atilla Şarlı, çocukların artık çok küçük yaşta bilgisayarla uğraşmaya başladığını belirterek; “Bilişim artık hayatımızın her yerinde, dolayısıyla çocuklar bizden bu anlamda daha iyi olacak” diyor.