Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Enver Yücel: Orta vadede hedef Afrika olmalı


 

Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, kendi öğrencisine kaliteli eğitim hizmeti veren Türk üniversitelerinin bu hizmeti yabancı öğrencilere de vererek bilgi ve eğitim ihraç edebileceğini vurguladı. Yücel, Türkiye'nin bölgesinde lider ülke olmasını arzu ettiklerini belirterek

“Liderliğin bu yüzyılda bilgi kaynaklı olması gerektiğine inanıyorum” diye konuştu.

 

Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, Türkiye'nin yabancı öğrenci çekerek yurtdışına eğitim ve bilgi ihracatı yapabileceğini belirterek “Türkiye'nin yetişen genç öğretmenlerinden ihtiyacı olan ülkelere öğretmen gönderebiliriz ve aynı zamanda Türkiye'ye öğrenci çekebiliriz” dedi. Türkiye'nin bölgesinde lider ülke olmasını arzu ettiklerini vurgulayan Yücel, “Ama liderliğin bu yüzyılda bilgi kaynaklı olması gerektiğine inanıyorum” diye ekledi.

Enver Yücel, ekonomik ve siyasi potansiyeli ve genç nüfusuyla İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye'nin özellikle yükseköğretimde bölgenin cazibe merkezi haline gelebileceğini söyledi. Yücel, Türkiye kendi öğrencisine ve yabancı öğrenciye iyi hizmet verdiği takdirde özellikle komşularından, sonra bölgeden ve dünyadan öğrenci çekebileceğini belirterek, bu konuda ABD ve İngiltere'yi örnek gösterdi.

Yücel, Vakıf üniversitelerinin kurulmasıyla yüksek öğretime rekabet geldiğini ifade ettiği değerlendirmesinde, “Önceki yıllarda devlet üniversitelerine yabancı öğrenci geldi, ama bana göre bunların politikası daha farklı olabilirdi. Yurtdışından gelen öğrenci ABD'de iki katı para ödüyor. Ama Türkiye'de durum bunun tam tersi. Bu durumun mutlaka tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.” dedi.  Türkiye'nin yurtdışından daha fazla öğrenci çekebileceğini açıklayan Yücel, vakıf üniversitelerinin bu işe daha fazla önem vermesi gerektiğine dikkat çekiyor.  “TÜSİAD ile BM Nüfus Fonu 2050'ye doğru bir nüfus projeksiyonu çıkardı. Buna göre 2025 yılından itibaren artık nüfus durağanlaşıyor. Demek ki, vakıf üniversiteleri veya devlet üniversiteleri, öğrenci kaynağını bulabilmek için, sadece Türkiye'ye değil, dış ülkelere de bakmalı” diye konuyu açıklayan Yücel, Türkiye'de kontenjanı henüz dolmayan veya yüzde 50 dolulukla çalışan üniversiteler olduğunu aktardı. Yücel, bunun gelecekte öğrenci kaynağının daralacağı anlamına geldiğini ve başta bölge ülkeleri olmak üzere dünyadan gençleri de ülkemize çekebilmek için gayret sarfetmek gerektiğinin altını çizdi.

Yabancı öğrenciler Türkiye'yi neden tercih etsinler?

Bu sabah, bir Yunanlı dostumla konuşuyordum. Bana “Türkiye yükselen değer… Türkçe öğrenmek isteyenlerin, İstanbul'a gelmek isteyen Yunanlıların sayısı her geçen gün artıyor. Çünkü bizim Yunanistan'da iş bulma riskimiz daha fazla” dedi. Türkiye'de  işsizlik var ama, Türkiye'nin büyüme hedeflerinin önü açık. Türkiye çok büyüyebilecek bir ülke, kapasitesi, nüfusu, iş hacmi çok fazla; dolayısıyla daha çekici geliyor. Eğer siz bir ülkenin kültürünü, dilini bilmiyorsanız, onunla kültürel anlamda anlaşamıyorsanız, onunla işbirliği de yapamazsınız. Bugün dünyaya İngilizce nasıl hakim oldu? Bunun nedenleri ortada. İngilizce artık dünyanın ortak lisanı haline geldi. Kültürüyle, diliyle, iyi bir de eğitim aldıkları takdirde neden gelmesinler Türkiye'ye?

BİZİM ÜNİVERSİTELERİMİZ BÖLGENİN EN İYİSİ

Üniversitelerimizin avantajları neler?

Türkiye'ye nereden yabancı öğrenci gelebilir diye baktığımızda Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu ülkeleri, Kafkaslar diyebiliriz. Bu bölgelerdeki eğitim, öğretim biçimi, sistemi, Türkiye'den daha iyi değil. Türkiye'de vakıf üniversitelerinin kuruluş felsefesi, yönetim şekli, içeriği ABD üniversitelerine daha çok benziyor. Yani Fransa, Almanya'daki üniversiteler ayarında artık üniversite kurabildik. Bunları da gelecekte aşabilecek boyuta geldik. Çünkü ABD modeliyle, Kıta Avrupası modeli birbirinden tamamen farklı. Özellikle de Kafkasya ve Ortadoğu bölgesindeki üniversitelerin durumundan bizim yeni kurduğumuz üniversiteler daha da iyi.

Biz bölgedeki ülkelerin üniversitelerinden daha iyi üniversite olma yolunda önemli adımlar atıyoruz. Yeni kurulurken eskinin hatalarını tecrübelerle bir kenara koyuyoruz, yeniden oluşturuyoruz. Öğretim üyesi olarak istediğimizi seçebiliyoruz. O zaman da kadroda bir ahenk olabiliyor, güçlü de bir kadro oluşuyor. Mesela mühendislik fakültemizin yüzde 90'ı ABD'nin önemli üniversitelerinden doktorasını almıştır. Bu önemli bir şeydir. Hepsi mükemmel yabancı dil bilen, lisans, yüksek lisans ve doktora yapmışlardır.

Vakıf üniversitelerinin yönetim anlayışı “yapamayan gider” ilkesine biraz dayanıyor. Eğer verimli olamıyorsa, bir araştırma projesi içinde değilse, vakıf üniversitesinin de ilkeleri belliyse, orada uzun dönemli çalışamıyor. Ayrıca hem öğrencisiyle, hem öğretim üyesiyle üniversite olarak yabancı öğrencilere açık evrensel bir ortam sağlıyoruz. İstanbul'a öğretim üyesi çok rahatlıkla gelebiliyor. Dünyanın en iyi üniversitelerindeki hocalar bile bir yıllığına, bir dönemliğine İstanbul'a gelebiliyor. Bunları iyi görüp iyi organizasyon yapabilmeliyiz. İstanbul'u biz büyük şans görüyoruz. İstanbul aslında bizim kampüsümüz. İstanbul çok önemli. Şu anda dünyada en cazip beş bölge saysanız birisi İstanbul çıkar. Dünyanın önemli üniversitelerinin yaz programları İstanbul'da yapılıyor. Bahçeşehir Üniversitesi'ne bu yaz 500'e yakın yabancı öğrenci gelecek, ders alıp gidecek. NYU bu sene 100 öğrenci getirdi, burada bir ay ders yaptı. Yale Üniversitesi'nden de bir grup geldi, ders yaptılar ve döndüler.

EĞİTİME GELEN 5 LİRAYI 5'LE ÇARPMAK GEREK

Türkiye'nin dış ülkelere ürün satması, ihracat yapması çok önemli. Siz ülkenize öğrenci çağıracaksınız, dilinizi, kültürünüzü öğreteceksiniz; öğrenci güzelliklerinizi burada görecek, anıları olacak ve size de para verecek. Eğer bir tekstil ürünü satarak 5 lira alıyorsak, bana göre eğitimden alınan 5 lirayı beş ile çarpmak lazım. Bir öğrenci Türkiye'ye yılda 25 bin dolar gibi bir para bırakıyor. Bu sadece parası, bir de kültürünüzü alıyor.

Bugün Türkiye'nin orta vadede yönünün Afrika olması lazım. Siz Afrika'daki öğrencileri bugün ülkenize çekebiliyorsanız, yarın oradaki yöneticiler, önemli yerlere gelen insanlar Türk kültürünü bileceklerdir. Kültürel yakınlık olacaktır. Dolayısıyla ihracatınızı, ürününüzü daha rahatlıkla satabileceksiniz. Devletin bu noktada eğitim ihracatı yapan, öğrenci getiren ve burada okutana destek olması lazım. Bu sağlanırsa vakıf üniversitelerine yabancı öğrenci çekilebilir. Bu da döviz ve kültürümüzü başkalarına anlatmak demektir.

Teşvik mekanizması nasıl olmalı?

Ne kadar öğrenci dövizi ülkeye getiriyorsanız, o kadar devlet size katkı sağlayabilir. Üniversiteler kendilerini tanıtabilmek için yurtdışındaki fuarlara katılıyorlar. Ajanslar vasıtasıyla olabiliyor. Hiç değilse şu yapılabilir; bir tekstil firması yurtdışında fuara katıldığında nasıl ki bunun bir kısmını devlet ödüyorsa, üniversiteler de yurtdışındaki fuarlara gittiği zaman bunun karşılığını ödüyor olması lazım. Pazarlama ve tanıtım faaliyetlerine devletin bir an önce destek olması gerekiyor.

DEVLET ÜNİVERSİTELERİ YABANCI ÖĞRENCİDEN ÜCRET ALMALI

Batıda yabancı öğrenciler yabancı üniversitelere iki katını ödüyor. Türkiye'de uygulama nasıl?

Üniversite kurabilmek için binanızın, öğretim üyenizin ve öğrencinizin olması gerekiyor. Üniversite olması için yeterli üç kriter bunlar. Siz yabancı öğretim üyesi getiremiyorsanız, yabancı öğrenci getiremiyorsanız orası yine tam evrensel bir üniversite olmaz. Mesela biz Afrika'dan gelen öğrencilere o bölge bize alışsın diye tam burs veriyoruz. Çünkü bu iş Türkiye'de iki-üç yıldır yapılıyor. Bizim yurtdışından gelen öğrencilerden aldığımız ücret Türkiye içindekilerden daha düşük. Onların koşulları, hem de burada devletin de haksız rekabetin karşısında duruyoruz. Bugün devlet üniversiteleri bedava alıyor, vakıf üniversiteleri aynı bölgeden gelen öğrenciden ücret istiyor. Bunun hemen değişmesi gerekiyor. Devlet üniversitelerinin özellikle yabancı öğrencilerden ücret ve para alması lazım. Bu bir pazarlama, bir anlayış.

Türkiye'nin  yabancı öğrencilere fiyat avantajı olması gerektiğini düşünürsek, Bahçeşehir Üniversitesi’nde nasıl bir ücret polokikası uygulanıyor?

Bahçeşehir Üniversitesi olarak bazı hedef ülkeler belirledik ve o ülkelerden gelenlerden ücret almıyoruz. Ama başka bölgelerden gelen öğrencilerden ücretin tamamını alıyoruz. Bu sene biz vakıf üniversiteleri içinde en fazla paralı öğrenci alan üniversiteyiz. Sadece bu yıl 160 tane ücret ödeyen öğrenci aldık. Toplamda 220'ye ulaştık. 30-40 tane de burslu öğrenci aldık.

Tanıtımın sonuçlarını aldınız o zaman…

Elbette ki… Mesela Irak'tan aldığımız bazı öğrencileri burslu aldık. Bazı bölgelerde kendimize stratejik bir hedef belirleyip o ülkelerden burslu öğrenci getirdik. Ama diğer ülkelerden burslu öğrenci almadık. Bugün Harvard Üniversitesi nasıl ki dünyadan burslu öğrenci talep ediyorsa, biz de burslu öğrenci talep edeceğiz. Burssuz da öğrenci alacağız. Biz üniversite olarak, mesela dünyanın en iyi öğrencilerine burs verebiliriz. Ruanda'nın birincisine burs verebilirim. Çünkü üniversitenin kalitesi, yapısı çok çok önemlidir.

Devlet Bakanı yabancı öğrenci getiren üniversiteleri teşvik kapsamına alabiliriz, dedi. Peki üniversiteler olarak devlet kurumlarından bir talepte bulundunuz mu?

Bunu zaman zaman siyasilere dillendiriyoruz, söylüyoruz, konuşuyoruz. Çok da anormal bir görüş olarak karşılamadılar. Geçen bakanımız açıklama yaptı, bunlara destek olabiliriz dedi, ama daha bir faaliyet yok.

DENETİM MEKANİZMASI AKREDİTASYONDUR

ABD'deki üniversite sistemine baktığımız zaman Türkiye'de neler yapılması gerekiyor?

ABD'nin üniversite yönetimiyle Türkiye'nin üniversite yönetimi birbirinden çok farklı: ABD'de üniversite bütçesini kendisi yapar, kendisi harcar, istediği hocayı alır, istemediğini almaz. Denetim mekanizması  akreditasyondur. Siz sınavı geçerseniz istediğinizi yaparsınız. Beş yılda bir akredite olursunuz. Bir ekip sizi denetler. Ama o denetimden geçmiyorsanız akreditasyon alamıyorsunuz ve akreditasyon almayan bir üniversite oluyorsunuz. Sizi değerlendirecek olan piyasadır, vatandaştır. Bütünüyle entegre bir sistem oluşturmak lazım. ABD üniversite sistemi bağışlara çok bağlıdır. Üniversite rektörleri, bir iş adamı CEO gibi çalışır. Üniversitesine para bulur, üniversitesine araştırma projeleri arar. Yani, dünya ile entegre olmaya çalışır. Eğitimin yanında bir de bilgi üretimi vardır. ABD'de rektör ve akademik işlerden sorumlu rektör yardımcısı vardır ki o tamamen akademik işlerle uğraşır. Oradaki rektör yardımcısı Türkiye'deki rektörlerin yaptığı işi yapar.

Bu çerçevede bizim öncelikle “Üniversite nedir, nasıl yönetilir, üniversiteler neleri hedef almalıdır, nasıl kontrol edilmelidir. Vakıf, devlet, özel üniversitesi ne olmalıdır?” gibi konular masaya yatırmamız ve YÖK'ü yeniden yapılandırmamız gerekiyor.

 



Yorumlar
Yorum Ekle