Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

EĞİTİMDE SORUN CİDDİ!


İlköğretim öğrencilerinin Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) öğretim programında yer alan zihinsel becerileri ne oranda edindiklerini ortaya çıkarabilmek amacıyla Cito Türkiye tarafından geliştirilen ve şu ana kadar anasınıfı - 8’inci sınıf arası 62.000 öğrenci üzerinde uygulanmış olan Öğrenci İzleme Sistemi (ÖİS) bulguları, ilköğretimde hem özel okullarda hem de devlet okullarında MEB’in belirlediği hedeflere ulaşılamadığını gösteriyor.

İlköğretim 1. - 5. sınıflara ilişkin ÖİS sonuçları geçen yıl açıklanmış, üst düzey zihinsel süreçlerle ilgili becerilere öğrencilerin çok küçük bir bölümünün ulaşabildiği, sınıf düzeyi yükseldikçe bu becerilere ulaşma oranlarının azaldığı ortaya konulmuştu. ÖİS’in 6. ve 7. sınıflara uygulanmasıyla elde edilen yeni bulgular da 7 Aralık günü Cito Türkiye Öğrenci İzleme Sistemi 3. Konferansı’nda açıklandı. Ayrıca akademik başarının birçok faktörden etkilendiği gerçeğinden hareketle geliştirilen “Öğrenci Sosyal Gelişim Programı’nın (ÖSGP)” ilk sonuçları da kamuoyuyla paylaşıldı. “Okul öncesi eğitim”, “ödeve ayrılan zaman”, “dershane” gibi okul dışı etmenlerin akademik başarı ile ilişkisine ait çarpıcı bulguların da açıklandığı, ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansta MEB yetkilileri, akademisyenler, çeşitli illerden gelen çok sayıda okul yöneticileri ve öğretmenler hazır bulundu.

Eğitime yönelik ölçme değerlendirme araçları alanında dünyanın önde gelen kurumlarından Hollanda merkezli Cito’nun şubelerinden biri olan Cito Türkiye’de görev alan Türk bilim insanları, öğretmenleri ve uzmanları tarafından geliştirilen ÖİS uygulamalarında öğrencilerin yıllar içerisindeki akademik, sosyal ve duyuşsal gelişimi izlenip değerlendiriliyor; elde edilen veriler bazında okula, veliye, öğrenciye ve Bakanlığa somut öneriler sunuluyor.

Cito Türkiye Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Giray Berberoğlu, konferansta, yurt çapında 40’ı devlet, 72’si özel 112 okulda, anasınıfından 8. sınıfa kadar toplam 62.000 öğrenciden veri toplanarak gerçekleştirilen ÖİS uygulamalarının sonuçlarını ve çarpıcı ÖSGP bulgularını özetle şöyle aktardı:

Öğrenci İzleme Sistemi’nin 1.-7. sınıflar arasında gerçekleştirilen uygulama sonuçlarına göre, öğrencilerin akademik anlamda MEB’in belirlediği hedeflere ulaşma konusunda sorunları devam ediyor. Bu sınıf düzeylerinde MEB öğretim programında yer alan hemen her alan ve alt alan için gerileme söz konusu. Konu ile ilgili bulgular Cito Eğitim: Kuram ve Uygulama dergisinin Kasım-Aralık 2009 sayısında yer alan “Öğretim Programlarının Öğrenme Çıktıları Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı makalede geniş olarak ele alınmıştır.

(…) Öğrenci İzleme Sistemi kapsamında gerçekleştirilen Öğrenci Sosyal Gelişim Programı (ÖSGP) uygulama sonuçları da ödevlerin ve okul dışında verilen kursların eğitime hiçbir katkısı olmadığını gösteriyor. Bulgular dershaneye gitme sıklığı ve ev ödevine ayrılan zaman ile başarı arasında herhangi bir ilişki olmadığını gösteriyor. Diğer taraftan, öğrencilerin akademik yeterlik anlamında kendilerine güven duyma düzeyleri ile akademik başarı arasında önemli ilişki saptanmaktadır. Ancak sınıf seviyesi yükseldikçe öğrencilerin kendilerine olan güveni azalıyor. Öğrencilerin okullarına karşı olumlu tutumları hiçbir değişikliğe uğramadan öğrenim süresince devam ediyor. Okul öncesi eğitime devam etmiş olmanın, gelecekteki öğrenme üzerinde olumlu etki yaptığı da, ulaşmış olduğumuz bir diğer önemli sonuç. ÖİS kapsamında anasınıfı öğrencilerine yönelik olarak ses ayrımı, bilişsel kavramlar, sözcük dağarcığı ve metin anlama boyutlarında yapılan değerlendirmeler, aslında öğrencilerin okula başlarken son derece iyi durumda olduğunu gösteriyor. Bu değerlendirmeler sonucunda anasınıfı öğrencilerinde sadece % 8-9 oranında ve telafi edilebilecek sorunla karşılaşılmaktadır.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM “FARK” YARATIYOR...

Okul öncesi eğitim, öğrencinin okul sırasında dershaneye yollanması ve ev ödevleri gibi etmenlerin başarı üzerindeki etkisiyle ilgili bulguları da kapsamlı olarak aktaran Prof. Dr. Berberoğlu, Bakanlığın okul öncesi eğitimin önemini sürekli vurgulayıp yaygınlaştırmaya çalıştığını, bu çabanın yararının ÖSGP bulgularıyla da kanıtlandığını ifade ederek şöyle konuştu:

“Öğrenci İzleme Sistemi bize gösteriyor ki; “Matematik-Sayılar”, “Fen ve Teknoloji”, “Türkçe-Dinlediğini Anlama” ve “Türkçe-Okuduğunu Anlama” alan ve alt alanlarındaki başarı düzeyinin daha yüksek olması için okul öncesi eğitime bir yıl gitmek bile önemli fark yaratıyor. Yani, ailenin sosyo-kültürel durumu ne olursa olsun, bir yıl ana sınıfına gitmek ileriki yıllarda önemli bir fark yaratıyor. Peki, öğrenciyi dershaneye yollamanın başarı üzerindeki katkısı nedir? Artık aileler 6. sınıftan itibaren çocuklarını dershaneye yolluyorlar. Bizim örneklemimizdeki öğrencilerin % 27’si hiç dershaneye gitmediğini rapor etti. % 71’i ise, “Gidiyorum”, diyor. Ancak, dershaneye gidenle gitmeyen öğrencilerin ÖİS puan ortalamaları arasında hiçbir fark yok. Fen ve Teknoloji, Sayılar, Dinlediğini Anlama ve Okuduğunu Anlama alanlarındaki ortalamalar bu iki grup için karşılaştırıldığında hiçbir fark olmadığı açıkça görülüyor. Dershaneye gitme sıklığı ile ÖİS başarısı arasında da ilişki yok. Dershaneye hiç gitmeyenlerle, bir yıl, iki yıl, üç yıl, dört yıl ve daha fazla dershaneye gidenlerin ÖİS puan ortalamaları arasında hiç fark yok!”

“EV ÖDEVLERİNİN ÖĞRENMEYE FAYDASI?”

“Öğrencilerde bağımsız çalışma alışkanlığı geliştirmek” düşüncesiyle bol miktarda ev ödevi verildiğini anımsatan Prof. Dr. Berberoğlu, bunun yararlı ve doğru bir yaklaşım olmadığını vurgulayarak şöyle konuştu:

“Özel okulların neredeyse hepsi, tanıtım broşürlerinde diyorlar ki, “Biz öğrencilerde bağımsız çalışma alışkanlığı geliştirmek istiyoruz! Bunun için de ödev veriyoruz!” Öğrenmeyi geliştirmek, pekiştirmek, öğrenmelerin kalıcı olmasını sağlamak önemli bir konudur. Peki, ama bunu hangi şartlarda sağlayabiliriz? Öğrencinin gerçekten kendi kendine çalışmasını sağlayabilirsek... Bu da ancak öğrencinin gelişimine uygun, gerçekten eksik olduğu düşünülen konulardan ödev verilirse mümkün olacaktır. Bu şartların sağlanmadığı durumlarda ödevin okulların söylediği amaçlara ulaşması mümkün değildir. Diğer taraftan konu ile ilgili gerçekleştirilen araştırmalar, “Öğrencilere mutlaka ödev verin!” demiyor. Biz birkaç okulu tarayarak, verilen ödevlere baktık. İşte size 4. sınıf düzeyinde verilmiş birkaç ödev örneği:

Markete gidilecek, litre ve mililitre ölçü birimleri ile satılan ürünlere ait istatistikî bir tablo oluşturulacak (sıvı deterjan, meyve suyu, sirke vs.).

Ülkemizdeki gönüllü çevreci kuruluşların adları ve amaçlarına yönelik sunum hazırlanacak.

“Deniz suyu neden tuzludur?” konusunda bir kompozisyon yazılacak.

Trafik kazaları incelenecek ve sonuç çıkarılarak bir yazı yazılacak, konu ile ilgili bir rapor yazılacak.


Bu ödevleri 4. sınıf öğrencilerinin yapması mümkün değildir. Sonuçta, öğrencilerin % 85’i, “Ödevlerin bana hiçbir yararı yok!” diyor. % 89’u ödevin öğrendiklerini anlamaya yardımcı olmadığını söylüyor. % 66’sı ödevi aileleriyle birlikte yaptığını söylüyor. Yani ödevler bağımsız çalışma alışkanlığı geliştirme amacına ulaşılmıyor. Üstelik özel okullarda ailenin ödevinde öğrenciye yardım etme oranı daha da yüksek; % 72’ye çıkıyor. Bu sonuçlar programın da “öğrenci merkezli” olmaktan çıkıp, “aile merkezli” olduğunu gösteriyor. Çünkü projeleri aileler hazırlıyor, okulların duvarlarını aileler süslüyor! Aslında araştırmalar, öğrencinin okula ilk başladığı yıllarda, hiç ödev verilmemesi gerektiğini söylüyor. Sınıf düzeyi arttıkça “ödev” diyebileceğimiz görevlerin verilmesi mümkündür. Ancak onların da soru kağıtları değil, örneğin kitaptan belli yerlerin okunması şeklinde olması gerekmektedir.

ÖİS puanları ile evde ödev yapma durumu ve sıklığı arasında bağlantı olmadığını da üstüne basarak vurgulayan Prof. Dr. Berberoğlu, “Öğrenci başarısına bakıldığında, “hiç ödev yapmadığını” söyleyen ile “günde dört saat ödev yaptığını” söyleyen öğrenciler arasında ÖİS puan ortalamalarına göre hiçbir fark olmadığını görüyoruz. Hatta günde 3-4 saat ödev yapanların puanları biraz daha düşük... Sonuçta; dershane, ev ödevi gibi okul dışı akademik etkinliklerin öğrenmeyi geliştirdiğine dair bilimsel bir kanıt mevcut değildir”, diye konuştu.

DERSTE “TEST ÇÖZDÜRME” DE YARARSIZ...

İlköğretim okullarında “derste test çözdürme” şeklinde bir yöntemin hızla yaygınlaştığını belirten Prof. Berberoğlu, öğrencilerin % 33’ünün Matematik, Fen ve Teknoloji derslerinde “en az ayda bir-iki kez test çözdüklerini” ifade ettiğini, % 14’ünün de,“hemen her ders test çözerek geçiyor”, dediğini aktararak şöyle sürdürdü:

“Acaba bu yöntemin başarıya bir katkısı var mı? Matematik ve Fen derslerinde test çözdürmenin ÖİS başarısıyla ilişkisine bakıldığında, “her gün test çözüyorum!”, diyenlerin puan ortalaması, “hiç test çözmüyorum”, diyenlerden yüksek değil. Sonuç olarak: Test çözdürmek iyi bir yöntem değildir.”

OKULLAR NE YAPMALI?
Eğitimcilere ve okul yöneticilerine ÖİS bulguları ışığında tavsiyelerde de bulunan Prof. Berberoğlu, “Akademik benlik algısı yüksek, başarı duygusu yüksek, öğrenme stratejilerini daha doğru kullanan öğrenciler yetiştirmemiz gerekiyor. Ne yazık ki, bunun reçetesi yok. Ancak şunu unutmayalım: Bu karşılıklı bir etkileşimdir; öğrenci derste başarılı oldukça akademik olarak kendini daha başarılı hissedecektir. O zaman ona uygun çalışmalar vererek, ona uygun sınavlar yaparak öğrencideki “başarılı oluyorum” duygusunu geliştirmek gerekiyor. Öğrencilerin düzeyini aşan çalışma verdiğinizde mutlaka bir şeyleri zedeliyorsunuzdur. Doğru çalışma alışkanlıkları kazandırmak da çok önemlidir. Ezberleyerek öğrenmeye çalışan öğrenciye doğru çalışma alışkanlıklarını geliştirme konusunda yardım etmek gerekmektedir.

Öğrencide okula yönelik daha olumlu bir tutum geliştirmek istiyorsak öğretmen-öğrenci, öğrenci-öğrenci ilişkilerinin iyi olması ve huzur dolu bir sınıf ortamının oluşturulması son derece önemlidir. Bu, sınıf yönetimi becerileriyle bağlantılı bir konudur. Özel okullar da dahil hiç azımsanmayacak sayıda öğrenci, “Sınıfta gürültü oluyor! Öğretmen bağırdığı için ders sık sık kesiliyor!” demektedir. Sınıftaki dersin sık sık gürültü nedeniyle ya da öğretmenin sınıfı kontrol edememesi nedeniyle bölündüğü oldukça sık rapor ediliyor. Devlet okullarında da, özel okullarda da durum aynı.”

LABORATUAR VE ARAÇ GEREÇ KULLANIMI SINIRLI...

MEB programının “öğretmen merkezli” eğitim yerine öğrencilerin aktif katılımını hedeflediğini anımsatan Cito Türkiye Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Giray Berberoğlu, bu hedefe ne ölçüde ulaşıldığını anlamaya yönelik olarak öğrencilere yöneltilen sorulara gelen yanıtların pek de olumlu bir tablo ortaya koymadığını söyledi. Prof. Berberoğlu bu konu ile ilgili şunları aktardı:

“Okullarda öğrenci ve öğretmen merkezli etkinliklerin kullanılma sıklığına, Matematikte araç-gereç kullanılma sıklığına ve Fen ve Teknoloji dersinde laboratuar deneylerinin yapılma sıklığına dair bazı sorular sorduk. Gelen yanıtlar, özel okullarda ve devlet okullarında öğrenci merkezli eğitim (sınıfta tartışma yaptırma, grup çalışması vb.) etkinliklerinin (ortalama olarak) ayda ancak bir-iki kez yapıldığını gösteriyor. Yani özel okul ve devlet okulları arasında fark yok. MEB, okullarda kullanılmak üzere ve kullanıldığında gerçekten etkin öğrenmeyi sağlayacak birçok araç ve gereç hazırlamış. Matematik ve Fen ve Teknoloji derslerindeki her konu alanı için çok sayıda materyal ve doküman var. Bu materyallerin ne sıklıkla kullanıldığını anlamaya yönelik olarak öğrencilere; “Öğretmen bu araçları ne sıklıkla kullanıyor?”, “Siz ne sıklıkla kullanıyorsunuz?”, diye sorduk. “Haftada bir iki kez veya daha sık”, diyenlerin oranı % 27 ve % 26. “Ayda bir-iki kez veya daha seyrek” diyenlerin oranı da % 73 ve 74 olarak kendini gösterdi. Bu tabloya baktığımızda bu araçların kullanılmadığı sonucu çıkıyor. Fen ve Teknoloji dersinde de öğrencinin laboratuarda bireysel deney yapma sıklığını, grup olarak deney yapma sıklığını ve öğretmenin gösteri deneyi yapma sıklığını sorduk. Öğrencinin bireysel olarak “haftada bir iki kez veya daha sık” deney yaptığını ifade edenlerin oranı % 26, grup deneyi % 21, öğretmenin gösteri deneyi % 18 oranında gözleniyor. “Ayda bir iki kez ve daha seyrek laboratuar kullanımı da % 79’lara kadar ulaşıyor. Kısaca; hemen hiç laboratuvar yapılmıyor! Diğer taraftan örneğin Matematik dersinde öğrencinin ders araç gereçlerini kullanma sıklığı arttıkça ÖİS puan ortalamaları artıyor. Özel okullarda da, devlet okullarında da, “Ders araç gereçleri kullanıyorum”, diyen öğrencilerin puanları, “Hiç kullanmıyoruz”, diyenlerden daha yüksek çıkıyor. Bu nedenle okullarda araç gereç ve laboratuar kullanımı üzerinde özellikle yoğunlaşmak gerekmektedir. Ayrıca öğrencilerin gelişimsel düzeyini mutlaka belirlememiz ve buna uygun eğitim vermemiz gerekir. Bunun için de konudan çok düşünme süreçlerine ağırlık vermek; düşünme süreçlerini geliştirmeyi hedefleyen, dozu ayarlanmış, bireylere özgü eğitim üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor. Ödev mutlaka verilecekse orada da bu anlayışın yerleşmesi gerekiyor.”

“EĞİTİMDE SORUN CİDDİ !”

Öğrenci İzleme Sistemi 3. Konferansı’nın açılışında konuşan Cito Türkiye Genel Müdürü Ömer Ahmet Konak, eğitimde üst düzey becerilere ulaşmak isteniyorsa, geri bildirimler ve yönlendirmeler içeren “ölçme-değerlendirme” sistemlerinden yararlanmanın bir zorunluluk olduğunu söyledi. Cito Türkiye’nin geliştirdiği Öğrenci İzleme Sistemi’nin (ÖİS) bu bağlamda ilk ve tek olduğunu ve önemli bir boşluğu doldurduğunu vurgulayan Konak, ilköğretimdeki eğitim anlayışının, ÖİS bulgularından hareketle, değişmesi gerektiğini belirterek, “Dünyanın hiçbir ülkesinde eğitimin mükemmel olmadığını biliyoruz, ancak Türkiye’de ilköğretimdeki durum gerçekten çok ciddidir ve bu konuda eğitimle ilgili herkese ve her kuruma görev düşmektedir.” dedi. Cito Türkiye Genel Müdürü Konak şöyle sürdürdü:
“Eğitimi geçerliği ve güvenilirliği tartışmalı “çoktan seçmeli” soru çözdürme etkinliğinden çıkarmak zorundayız. Yarışı “komşunun çocuğunu geçme”ye indirgemekten vazgeçmeliyiz. Yarışı çağımızın zorunlu kıldığı üst düzey düşünme becerilerini kazandırma alanında yapmak zorundayız. Onun için de, yarışın biçimini ve kulvarını değiştirmemiz gerekmektedir. ÖİS’in ortaya koyduğu sonuçlardan dolayı asla karamsarlığı kapılmamalıyız. Bulgularımızda sorunun çözümü konusunda da sinyaller var. ÖİS sonuçlarından hareketle doğru önlemleri alan Öğrenci İzleme Sistemi (ÖİS) üyesi okullarda olumlu gelişmeler gözlemleniyor. Devlet okulu öğrencilerinin de Öğrenci İzleme Sistemi’nin sunduğu olanaklardan yararlanma zamanının geldiğine inanıyoruz. Önümüzdeki yıllarda eğitimdeki kalitenin artacağını hep birlikte göreceğimizden asla kuşkumuz yok. Türkiye’de genç nüfusun ülke yararına bir güce dönüşmesi “Her öğrencinin başarılı olacağı bir alan mutlaka vardır!” anlayışının içselleştirilmesiyle mümkün olacaktır. Değilse bu potansiyel ciddi bir “soruna” dönüşme riski taşımaktadır.



Yorumlar
Yorum Ekle