Kullanıcı Adı : Parola : Kayıt Ol  |  Şifremi Unuttum

Eğitimde ‘Yeşil Dalga’yı yakalayabilecek miyiz?


Şehir içi ulaşımın sorun olduğu günümüzde hepimizin telaşı bir an önce ulaşmak istediğimiz yere varmak. Bu vesile ile çeşitli vasıtalar kullanıyoruz. Otomobille giderken sürücülerin çeşitli davranışlarını görürsünüz. Bazıları tezcanlıdır, telaşlıdır, beklemeye ve bekletilmeye tahammülü yoktur. Trafik sıkıştığında hemen öndeki aracın sağından, solondan geçmeye çalışır. Kırmızı ışıkta beklerken bile bir eli kornada, bir eli de öndeki araca sellektör yapmaktadır.

Yeşil yandığı anda daha fazla korna çalmaya başlarlar. Ardından sanki trafik o ışıktan sonra hiç tıkanmayacakmış gibi gaza basarlar. Ancak bir süre sonra ikinci bir ışıkta tekrar kırmızıya denk gelirler. Ve daha çok bedensel gerilim yaşarlar. Dokunsanız patlamaya hazırdırlar. Ve her an tartışacak birilerini bulabilirler.

Diğer bir sürücü grubu da enerjisini ekonomik kullananlardır. Bu sürücülerin ortak paydası istikrardır. Bir anda maksimum hıza çıkıp bir anda durmaya çalışmazlar. Ortalama bir hızla hedefe varmaya çalışırlar. Bu sayede hem daha az yakıt kullanmış olurlar hem de bedensel olarak daha az gerilim yaşamaları nedeniyle yaşam enerjileri ekonomik kullanılmış olur.

Uzmanlar trafikte kurallara uyarak şehri bir uçtan bir uca hiç kırmızı ışığa yakalanmadan dolaşılabileceğini söylüyorlar. Bu duruma yeşil dalga deniliyor. Yani siz ortalama bir hızla hiç kırmızı ışığa yakalanmadan gideceğiniz yere varabiliyorsunuz.

Bu bilgiyi eğitim sistemimize uyarlayalım. Eğitim sistemimizde neredeyse her yıl yeni reform hareketlerine girişiliyor. Önceki çalışmalar değersizleştiriliyor, eleştiriliyor. Ardından birçok değişiklikler yapılıyor. Sınav sisteminde yapılan değişimler en fazla ses getiren değişimler oluyor. Yoğun biçimde enerji, emek ve kaynak harcanarak çözümler üretilmeye çalışılıyor. Ancak bir süre sonra bu çabaların büyük bir kısmı çöpe atılıyor. Çünkü yeni bir reform hareketi yine kendinden önceki çabaları boşa götürüyor. Aradaki kesintiler ve kaynak israfı hem enerjimizi tüketiyor, hem de insanımızı umutsuzluğa sevkediyor. ‘Bu sorunlar çözülemez’, ‘daha önce de denendi’ düşünceleri pekişmeye başlıyor.

Gelişmiş ülkelere baktığımızda oldukça uzun süreli projeler hazırladıklarını görüyoruz. 10 yıllık ve 50 yıllık planları bile hazırlıyorlar. Eğer biz de enerji ve kaynaklarımızı idareli kullanmak istiyorsak şimdiden 10 yıl sonrası için planlar hazırlamalıyız.

Önceleri 5. sınıfta başlayan kolejlere giriş sınavları, zamanla yerini LYS, OKS, SBS gibi sınavlara bıraktı. 5. sınıf sonunda yapılan sınavlar 8. sınıf sonuna kaydırılmıştı. Son sınav SBS ile 6, 7, 8. sınıflarda yapılan üç aşamalı sınav haline geldi.

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı, 1974 ve 1975 yıllarında aynı gün sabah ve öğleden sonra birer olmak üzere iki oturumda, 1976-1980 yıllarında aynı günde ve bir oturumda uygulanmıştı. 1981 yılından itibaren nisan ve haziran ayında yapılmak üzere iki basamaklı bir sınav haline getirildi. 1999 yılında iki basamaklı sınavın ikinci basamağı kaldırılarak, sınav ÖSS adı altında tek basamaklı bir sınav haline getirildi. Bu yıl ise sınav tekrar iki basamaklı hale getirildi.

Peki ne anladık biz bu işten? Hangi sistem bize daha uygun? Eğer uygun sistemi bulduysak, bulduğumuz sistem artık uzun süre kullanılmalı değil mi? Umarım uzun süre kullanılır. Yoksa yine bu ülkenin kaynakları (maddi kaynaklardan daha önemlisi insan gücü kaynağı) yine boşa harcanmış olacak. Ve eğitim sistemimizin ana amacı olan nitelikli insan yetiştirme hedefimiz biraz daha yolundan sapacak.

 

Yeşil dalgayı yakalayabilmemiz umuduyla...

Kuru gayret çarık eskitir.

 

 

 

 

 

 

 



Yorumlar
Yorum Ekle