Yrd. Doç. Dr. Miraç Özar
Çocuklarımızı tek yönlü beslediğimiz gibi onları tek yönlü yetiştiriyor olabilir miyiz?
Okullarımızda eğitimden çok önem veriyor olabilir miyiz?
“Öğretmek” diye olmayan bir eyleme inanıp, “öğrenmeyi” ihmal ediyor olabilir miyiz?
Okullarımızda “Yönetsel Lider/Müdürlerin” aynı zamanda eğitim uzmanı olduğunu var sayıp, onlardan “Eğitsel Liderlik de” bekliyor olabilir miyiz?
İnsanın doğası hakkında literatürde çok farklı ve her zaman birbiriyle örtüşmeyen kaynakları bulmak mümkün. Ancak, bu farklı kaynakların ortak noktalarından birisi, insanın “çok yönlü olmasıdır.” Bu çok yönlülük, çok farklı alanlarda gelişmeye potansiyeli olan karmaşık bir yapının varlığı demektir. Çoklu zekâ kuramını ortaya atan Howard Gardner’a göre, insan zekâsı şu alt boyutlar altında incelenebilir:
Matematiksel (Mantıksal) Zekâ
Sözel Zekâ
Görsel Zekâ
İçsel Zekâ
Sosyal Zekâ
Müziksel Zekâ
Doğacı Zekâ
Bedensel Zekâ
İnsanın doğası gereği var olan bu potansiyelinin varlığını kabul etmek, aynı zamanda bu alt boyutların geliştirilmesi için çocuklarımıza bu yönde öğrenme yaşantılarının sunulması gerektiğini de bize hatırlatıyor. Bu bağlamda, kendimize sormamız gereken sorulardan bazıları şunlar olsa gerek; “Ekonomik koşulların getirdiği uzun çalışma saatleri, anne ve babanın çalışmak durumunda kaldığı ve çocuklarına çok az zaman ayırabildiği günümüz şartlarında, okullarımızda bu çok yönlü alanların ne kadarını kapsayabiliyoruz? Öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz bu alanların ne kadarının farkında? Ayrıca, parmak izi kadar biricik beyin ve karakter yapılarına sahip çocuklarımızın, gelişimlerinden sorumlu tuttuğumuz “rehberlik servislerini” ne oranda destekliyoruz? Okullarımızda öğrenci ve rehber öğretmen oranı ideal orana ne derece yakın veya uzak?
İnsan beyninin gelişimine bakıldığında, “Kritik Gelişim Evreleri” olduğu biliniyor. Bir başka deyişle, gelişim, öğrenme kapasitesi ve algı açısından 70 yaşında bir insanın ilk 10 yılı ile son 10 yılı aynı değil. Çok küçük yaşlarda kendisine her gün düzenli kitap okunan, hayal kurmasına yardımcı olunan ve okuma-yazma becerisi geliştikten sonra düzenli çocuk klasikleri ve benzeri kitapları okuyan çocukların ileriki yaşlarda akademik hayatlarında daha başarılı olduğunu gösteren uzun vadeli çalışmalar var.
Üniversite başarısını doğrudan etkileyen en önemli değişkenlerden bir tanesinin “ilköğretim” yılları olduğunu gösteren bilimsel bulgular var. Bu doğrultuda, ilk yıllarda öğrencilerimize “Üst Düzey Düşünme Becerileri” geliştirmeleri için fırsat vermemiz hayati önem taşımaktadır.
İnsan beyninde doğumla yaklaşık 100 milyar nöron/beyin hücresi bulunur. Her bir nöronun, 10,000 diğer nöronla bağlanma potansiyeli var ve bu da yaklaşık 1 trilyon potansiyel bağlantı demektir. Beyin hücreleri arasında oluşan yeni bağlantılara ve dolayısıyla oluşan yeni nöron ağlarına öğrenme deniyor. 6 yaşında bir çocuğun beyni yetişkin beyninin yaklaşık %95 olgunluğuna ulaşmış oluyor. Ortalama bir insan beyni 1.36kg olup vücut ağırlığının sadece %2’sini kapsar. Buna karşılık, insan beyni aldığımız oksijen ve besinlerin %20’sinden fazlasını tüketir.
Beyin hücrelerinin uzmanlaşması ve birlikte çalışmaları için beyne gönderilen “uyaranlar” olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu uyaranların kritik gelişim dönemlerinde gönderilmesi çok önemlidir. Kritik gelişim dönemlerinde çocuğun maruz kaldığı uyaranlar ve geliştirmesi istenen temel beceriler (okuma, yazma, hesap yapma vb.) hayati öneme sahiptir. Özellikle çocukluk döneminde, kaliteli ve yapılandırılmış uyarıcılara maruz kalmak ve bunun sonucu oluşan beyin yapısı (nöronların arasında oluşan ağ) sonraki öğrenmelere temel teşkil eder. Bu dönemde çocuklarımızın kazanmasını istediğimiz akademik bilgi ve becerilerinin yanında, onların “doğru tutum” geliştirmeleri için de planlamalar yapmalı ve bu planları hayata geçirmeliyiz. Hedef tutumların bazıları şunlar olabilir:
Sorgulamadan bir bilgiyi doğru kabul etmemek,
Başkalarının fikirlerinden söz ederken referans vermek,
Kendisine ve başkalarının özlük haklarına saygılı olmak,
Moral değerleri maddi değerlerin üzerinde tutmak.
Yukarıda sözü edilen tutumları çoğaltmak mümkün. Burada vurgulanması gereken şey, öğretimin yanında, eğitimin ihmal edilmemesidir. Müfredatı yetiştirme kaygısı ile sadece “öğretime” önem verir ve mezunlarımızda yukarıda söz edilen tutumları geliştirmezsek, kendimizi başarılı saymamız mümkün mü?
Bir okulun (hangi düzeyde olursa olsun, anaokulu, ilköğretim veya lise) tüm fonksiyonlarını yerine getirmesi aslında çok boyutlu bir operasyondur. Şöyle ki; eğitimin kalitesi, öğretmenlerin mesleki yeterlilikleri, öğrencilerin giriş özellikleri ve gelişimlerinin izlenme mekanizması, rehberlik servisi, sınıf, spor, kütüphane, laboratuarlar vb öğrenme ortamlarının alt yapısı, velilerin beklentileri ve okulun velilerden beklentileri, okul binasının işletmesi (ısı, ışık vb.),okul servislerinin koordinasyonu, sağlık hizmetleri, yemekhane, özel günlerin kutlama törenleri, mevzuat gereği yapılması gerekenler ve raporlamalar vb...
Tüm bu fonksiyonların başarılı bir şekilde yerine getirilmesi için kuşkusuz farklı düzeylerde, farklı uzmanlık alanlarına sahip kişilere ihtiyaç var.
Literatürde “Yönetici ve Lider” kavramlarının karşılaştırıldığı bir dizi makale bulmak mümkün. Bu makalelerde vurgulanan ortak noktalardan bir tanesi, “yöneticilerden, var olan yapıyı başarılı bir şekilde yönetmesidir.” Liderden beklenen ise “mevcut bir yapıya alternatif ve daha etkili bir yapı önermesidir.” Ayrıca, “yöneticilerden sorulara cevap vermesi, liderlerden ise bunu yaparken aynı zamanda soru sorması” beklenir. Bu karşılaştırmalar, “Yöneticinin” sistem içerisindeki önemini yadsımaz ve yönetici pozisyonu bir kurum için gereklidir. Ancak, bu gereklilik şartı “yeterlilik şartını” karşılamaya yetmeyebilir.
Okullarımızda istihdam edilmesi gereken uzmanlardan bir tanesi de, “öğrenmelerden sorumlu bir eğitim uzmanıdır.” Okul yöneticileri “yöneticilik” görevlerini yerine getirirken, okulda öğrenme ve öğrenme süreçlerinden sorumlu ve bu alanda yetkin bir uzmanın görevlendirilmesi, etkili ve verimli bir eğitim hizmetinin sunulması için çok önemlidir.
Yukarıda sözü edilen özelliklere sahip eğitim anlayışını oluşturmak ve “bütünsel anlayışa uygun, çok yönlü öğrenciler yetiştirmek” biz eğitimcilerin asli görevidir.